Books by Ahmet Özkan

Fransızca Konuşanlar İçin Yazılan Kendi Kendine Türkçe Öğrenme Kitaplarına Tarihsel Bir Bakış

Kendi Kendine Yabancı Dil Olarak Türkçe Öğrenimi, 2022

Fransa’daki Liselerde Okutulan Tarih Kitaplarında Türk İmgesi

Yabancıların Yabancısı Türkler: Fransa, Arnavutluk, İran, Irak, Rusya Tarih Ders Kitaplarında Türkler, 2022

Research paper thumbnail of Didier Daeninckx'in Kara Romanlarında Bellek Kavramı
Bu kitapta, bir edebî tür olarak kara roman incelenmiş; Didier Daeninckx'in Meurtres pour mémoire... more Bu kitapta, bir edebî tür olarak kara roman incelenmiş; Didier Daeninckx'in Meurtres pour mémoire, Cannibale, Camarades de classe, Le Bourreau et son double ve La Mort n'oublie personne adlı kara romanları, Fransa'nın İkinci Dünya Savaşı ve sonrasında geçirdiği çalkantılı dönemlerin hafızaları bağlamında ele alınmıştır. Çağdaş Fransız edebiyatının en üretken yazarları arasında yer alan Daeninckx, söz konusu romanlarda Fransa'nın geçirdiği sorunlu tarihsel dönemlerin resmî anlatılarda, kolektif ve bireysel hafızalarda farklı şekillerde yer aldığını ortaya koymuştur. Daeninckx'e göre hafızalar arasındaki bağlar, bu durumun temel nedenidir. Söz konusu sorunlu geçmişlerin bireylerin ve grupların “şimdi”si üzerindeki travmatik etkileri, anlatıların ana eksenini oluşturmaktadır. Yazar, sıradan bireylerin hikâyelerinden Büyük Tarih'in anlatılarına ulaşarak, bireysel ve kolektif belleklerde yer edinmeyen ya da hatalı olarak yerleşmiş tarihsel olayları açımlamıştır. Romanlarında “hafıza ödevi” prensibiyle ve bir aydın bilinciyle hareket eden Daeninckx, tarihin unutuşa mahkûm ettiği kişilere ve olaylara yeni bir ses ve nefes olmuştur

Papers by Ahmet Özkan

Research paper thumbnail of Didier Daeninckx'in “La Mort N'oublie Personne” Başlıklı Romanında İşgal, Direniş ve Adalet

Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Dergisi, 2020

Çağdaş Fransız yazınının en üretken isimlerinden biri olan Didier Daeninckx, özellikle kara roman... more Çağdaş Fransız yazınının en üretken isimlerinden biri olan Didier Daeninckx, özellikle kara roman türünde verdiği eserleriyle Fransa'nın yakın geçmişini mercek altına alır. XX. yüzyılın tarihsel kilometre taşları sayılabilecek II. Dünya Savaşı, Yahudi Soykırımı, Sömürgesizleştirme Dönemi, Cezayir Savaşı ve 1968 Mayıs Olayları gibi hadiselerin ve dönemlerin karanlık yönlerini kendi yaşamından ve tanıklıklarından yola çıkarak anlatır. Daeninckx, eserlerinde söz konusu olayların bireyler üzerindeki etkilerini ortaya koymak için, öncelikle bu olayların bilinmeyen yönlerini romanlarına bir arka plan olarak seçer. Bir tarihçi titizliğiyle karanlık yönlerini aydınlatmaya çalışır. Bireylerin büyük Tarih karşısındaki konumlarının sorguya açıldığı bu romanlarda yazar, mikrotarih yöntemini kullanmıştır. Söz konusu yöntem bireylerin geçmişlerini şekillendiren bu olayların şimdileri üzerindeki etkisini incelemeyi olanaklı kılmıştır. Yazarın olay kurgusunun merkezine koyduğu “sorunlu geçmiş” ...

Research paper thumbnail of Didier Daeninckx'in “La Mort N'oublie Personne” Başlıklı Romanında İşgal, Direniş ve Adalet, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Dergisi, 2020 Aralık, 60(2), 534-561
Çağdaş Fransız yazınının en üretken isimlerinden biri olan Didier Daeninckx, özellikle kara roman... more Çağdaş Fransız yazınının en üretken isimlerinden biri olan Didier Daeninckx, özellikle kara roman türünde verdiği eserleriyle Fransa'nın yakın geçmişini mercek altına alır. XX. yüzyılın tarihsel kilometre taşları sayılabilecek II. Dünya Savaşı, Yahudi Soykırımı, Sömürgesizleştirme Dönemi, Cezayir Savaşı ve 1968 Mayıs Olayları gibi hadiselerin ve dönemlerin karanlık yönlerini kendi yaşamından ve tanıklıklarından yola çıkarak anlatır. Daeninckx, eserlerinde söz konusu olayların bireyler üzerindeki etkilerini ortaya koymak için, öncelikle bu olayların bilinmeyen yönlerini romanlarına bir arka plan olarak seçer. Bir tarihçi titizliğiyle karanlık yönlerini aydınlatmaya çalışır. Bireylerin büyük Tarih karşısındaki konumlarının sorguya açıldığı bu romanlarda yazar, mikrotarih yöntemini kullanmıştır. Söz konusu yöntem bireylerin geçmişlerini şekillendiren bu olayların şimdileri üzerindeki etkisini incelemeyi olanaklı kılmıştır. Yazarın olay kurgusunun merkezine koyduğu "sorunlu geçmiş" kavramı Fransa'nın ulusal hafıza sorunuyla açıklanır. Bu çalışmada, Didier Daeninckx'in "La mort n'oublie personne" (1989) başlıklı romanında sıradan karakterler üzerinden İşgal ve Direniş kavramlarına, direnişçilerin faaliyetlerine, işgalle ziksel olarak bölünen Fransa'nın manevi olarak nasıl iki tarafa bölündüğüne değinmeye çalışılacaktır. Çalışmada, Fransa'nın Pas-de-Calais bölgesindeki sıradan maden işçilerinin oluşturduğu, işgalcilerle birlikte hareket eden Fransızlara karşı mücadele veren küçük direniş gruplarının faaliyetlerinin kimi suçlar için bir kılıf haline gelmesinin Direniş hareketi algısını zamanla nasıl değiştirdiğine odaklanılacaktır. Nazi kamplarının bireysel hafızalarda yarattığı tahribata ve lekelenen Direniş hareketinin savaş sonrası dönemde adalet karşısındaki konumuna değinilirken, II. Dünya Savaşı Fransası'nın bir panoramasının çıkartılması amaçlanmaktadır. Bu doğrultuda Michael Rothberg, Olivier Wieviorka, Marianne Hirsch gibi araştırmacıların görüşlerinin Fransız ulusal hafızasında derin izler bırakan bu büyük savaşın bireysel hafızalarda sebep olduğu travmaları açığa çıkarmada çalışmaya ışık tutması düşünülmektedir. Didier Daeninckx, one of the most productive writers of contemporary French literature, put recent period French history under the microscope especially in his roman noirs. Based upon his testimonies and own life story, he narrates the dark sides of historical milestones of XXth century, which had local or global effects and caused social upheavals such as World War II, Holocaust, Decolonization, Algerian War, Cold War and events of May 1968. To reveal the effects of the annihilation and the problems on individuals caused by these events, he chooses them as background for his ctions and tries to enlighten their sides in shadows like an historian who works meticulously. In his works where he examines the positions of the ordinary individual against History, Daeninckx uses microhistory as method. This method enables the researches focusing on the effects of historical events on their presents. The "troubled past" notion, which is in the center of every ction, is explained by alluding to French national memory problem. We will try to focus on the notions of Occupation and Résistance, resistants' activities and how France was divided materially and spiritually during World War II through ordinary characters of his novel La mort n'oublie personne (1989). It is aimed to to reveal how the actions of small resistant groups formed by ordinary miners of Pas-de-Calais, mining basin of northern France, in ghting against collaborators who are taking joint action with the occupants become a cover for individual crimes and how it changed the perception of Résistance movement in postwar period. While mentioning the destruction caused by Nazi concentration camps on individual memory and the position of "stained" Résistance movement in postwar period in the presence of "justice", the aim is to paint a panorama of France during World War II. It is thought that works and ideas of researchers as Michael Rothberg, Olivier Wieviorka and Marianne Hirsch help us to better understand the traumas in personal memories and dark sides of this great war which becomes soul-shattering for French national memory.

Avrasya Uluslararası Araştırmalar Dergisi, 2020

Book Chapters by Ahmet Özkan

Kültürel Bellek 2017, 2021

Yazıların düşünsel ve akademik sorumluluğu ile yazım tercihleri yazarlarına aittir.

Prof. Dr. Gönül Yılmaz'a Armağan , 2021

Research paper thumbnail of Didier Daeninckx’in Octobre Noir Adlı Çizgi Romanında 17 Ekim 1961 Paris Olayları

Kültürel Bellek 2016 , 2019

Hacettepe Üniversitesi tarafından Hacettepe Üniversitesi Basımevi'ne 250 adet bastırılmıştır. May... more Hacettepe Üniversitesi tarafından Hacettepe Üniversitesi Basımevi'ne 250 adet bastırılmıştır. Mayıs 2019 Kültürel Bellek Sunuş iii Hacettepe Üniversitesi Tarihi ve Kültürel Mirası Araştırma Merkezi HÜTKAM olarak kültürel bellek çalışmalarına katkıda bulunmayı görevimiz kabul ediyoruz. 2016 yılında, yönetim kurulu olarak bu serüvene başlamaya karar verdik. Güvendiğimiz dostlarımız, arkadaşlarımız ve elbette hocalarımız çağrımızı yanıtsız bırakmadı. Birbirinden değerli araştırmalarla zenginleştik ve tarihe not düşmek adına kültürel bellek çalışmalarına biz de katıldık. Kültürel mirasın evrensel olduğu, oralı/buralı, sizden/bizden, uzak/yakın ayırmadan, hepimizin olduğu fikrinden yola çıktık. Bizi biz yapan, toplumları oluşturan, birleştiren kültürel belleğimizdir. Kimi zaman insan eliyle, cehaletle, yıkıcılıkla bazen adamsendecilikle, bilinçsizlikle tahrip edilen, yok edilen tarihi ve kültürel miras, belleğimizin önemli, çok önemli bir parçasıdır. Her zaman önünden geçtiğimiz bir yapı bir gecede yıkıldıysa, çocukluk anılarımızı biriktirdiğimiz mahallemiz yok olduysa, sokağımızın, meydanımızın adı değiştiyse eksiliriz. Bizi büyüten oyunlar kaybolduysa, bir tekerleme artık hatırlanmıyorsa, çocukluğumuzun sanatçıları göçmüşse, eski şarkılar plaklarda bile yoksa eksiliriz. Hafızamızı tetikleyen imgeler, kokular, sesler, tatlar değişirse bireysel belleğimiz, yaşadığımız kentin ve toplumun belleği zarar görür, eksiliriz. Bireysel tarihimizde, belleğimizdeki insanları yitirdikçe nasıl azalıyorsak tarihi ve kültürel mirası, ortak belleği yitirdikçe de öyle zayıflar ve giderek yok oluruz. İşte bu nedenle biz hatırlamayı, öğrenmeyi, görmeyi, araştırmayı seçiyoruz. Unutmamak için, unutulduysa hatırlamak ve hatırlatmak için, bilmeyenlere göstermek, anlatmak ve belleğimize sahip çıkmak için başladığımız bu serüvende çağrımızı kırmayan değerli araştırmacılara şükranlarımızı sunuyoruz. Unutmayalım ki kültürel bellek, hepimizi birleştiren güçtür.

Batı Kültür ve Edebiyatlarında 20. Yüzyıl, 2018

Research paper thumbnail of Dreyfus Olayı ve Emile Zola : Bir Adalet Arayışı
Émile Zola XIX. yüzyıl Fransız yazınının en usta kalemlerinden biri olmasının yanı sıra, özellikl... more Émile Zola XIX. yüzyıl Fransız yazınının en usta kalemlerinden biri olmasının yanı sıra, özellikle yüzyılın son çeyreğinde yaşanan politik ve toplumsal çatışmalar sırasında mücadele veren bir dava adamıdır. Zola bu mücadelesini Fransa'nın yaşadığı bu çalkantılar ile tehlikeye düşen Fransız Devrimi'nin ilkeleri "Özgürlük -Eşitlik -Kardeşlik" için vermiştir. XIX. yüzyılın sonunda meydana gelen Dreyfus Olayı'nda bir insanın onurunu, ülkesinin uluslararası saygınlığını ve geleceğini kurtarmak için dönemin tüm askeri ve siyasi kurumlarını karşısına almak pahasına, amansız bir adalet mücadelesi vermiştir. Verdiği bu mücadelenin kutsallığı, ölümünün ardından gerek askeri ve politik çevrelerde gerek edebiyat dünyasında oldukça takdir edilmiş ve Zola, Fransa ve tüm insanlık için bir onur ve adalet savaşçısı olarak anılmaya başlanmıştır. (Busi 467) II. Dava Öncesi Fransa'da Durum Dreyfus Davası, olayın yaşandığı dönemde Fransa'yı tam manası ile ikiye bölmüş, birçok aydının "taraf" olmasına neden olmuştur. Peki, bu olaya neden olan gelişmelerin temelinde yatan başlıca nedenler nelerdir? Bu bağlamda olayın yaşandığı 1894 yılından yaklaşık olarak 20 yıl öncesine bakmak yerinde olacaktır. XIX. yüzyılın son çeyreğinde Fransa'da yaşanan politik ve ekonomik gelişmeler, ülkenin sancılı yarınlarının habercileridir. Fransa, önce Almanya ile yaptığı Sedan savaşını kaybetmiş, sonucunda da Alsace-Lorraine bölgesi Almanlara bırakmak zorunda kalmıştır. Askeri yenilginin yarattığı sorunlar sürerken, hastalık ve teknik sorunlar gibi çeşitli nedenlerle bir hezimete dönüşen Panama Kanalı skandalı 1 patlak vermiş, bu süreç için politikacıların özel girişimciler ile işbirliği yaparak çıkardıkları yasa ve sonrasında bürokratların rüşvet aldıklarını itiraf etmesi, adeta felaketler zincirine eklenen yeni bir halka olmuştur. Diğer taraftan, önceki yıllarda yaşanan "rejim sorunsalı" eksenli gelişmeler yüzünden halkın parlamentoya olan güveni azalmış, bu yüzden monarşi yanlıları gün geçtikçe güçlenmeye ve III. Cumhuriyet için büyük çaplı yeni bir tehdit oluşturmaya başlamıştır. General Georges Boulanger'nin isim babalığı yaptığı Bulanjist akım bu şekilde doğmuştur. Bulanjistler burjuva ve parlamento karşıtıdırlar. Meclis içi yapılanmalarının hedefinde hiç şüphesiz siyasal düzen ve laik * Arş. Gör, Ankara Üniversitesi, Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi, Fransız Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı, [email protected] 1 Panama Kanalı skandalı, Üçüncü Cumhuriyet döneminde gerçekleşmiş, çok sayıda siyasetçi ve iş adamının karıştığı bir rüşvet olayıdır. Olayın temelinde projenin yüksek maliyeti, yüzlerce çalışanın hayatını kaybetmesi, şirketin kurtarılması için yapılan usulsüzlükler yer alır. 152 toplum yapısı vardır. 1888 yılında Alsace-Lorraine bölgesinin yitirilmesi konusunda ilk adım Boulanger tarafından atılır ve bölgenin Almanlara kaybedilmesi sırasında görevli "bazı" gözlemcilerin "kullanıldığı" konusunda bir dava açılır: Schaebelé Davası. Bu olay Dreyfus'ün yargılanma sürecinin hemen başında yer alır. Bu dava ile daha da güçlenen bu monarşist akım, rejim için bir dikkate alınması gereken bir tehlike unsuru haline gelmiştir. 1894 yılında ise kilise yandaşları yani Katolikler ile Cumhuriyetçiler, seçkinlerin ortak isteklerini yanıtlayan bir uzlaşmada buluşmuşlardır.(Sami 12) Rejim karşıtları ve rejim yanlılarının arasındaki bu etkileşim, toplumda bir süredir hissedilen bölünmeyi daha da tetiklemiştir. İşte böylesi olaylardan oluşan Fransa'nın XIX. yüzyıl sonunda yaşadığı felaketler zincirinin son halkası da Dreyfus Davası olacaktır. III. Genel Hatları ile Dreyfus Davası Dreyfus Davası sürecinin Paris'te Alman Askeri Ataşesinin çöpünde Bayan Bastian'ın Fransız ordusuna ait gizli bilgilerin yer aldığı bir belge bulması ile başladığını söylemek yerinde olacaktır. Bayan Bastian, okuma yazma bilmeyen ancak Fransa hesabına çalışan, dikkat çekmeyen, sıradan bir kadındır. Görevi bulduğu bu belgeyi Fransa Gizli İstihbaratına iletmektir. Çöpte bulduğu bu önü ve arkası yazılı, ince kâğıdı 2 derhal istihbarat subayı Henry'e teslim eder. Belgede Alman Askeri Ataşesi Albay Maximilian von Schwartzkoppen'den bilgi sızdırması istenmektedir. Bunun üzerine Fransız Dreyfus'ü günah keçisi ilan edenler raporlarda bekledikleri sonucu bulamayınca, amaca uygun bir rapor düzenlenmesi için bir yazı uzmanı bulunur. Alelacele düzenlenen, gerçeği yansıtmayan, kanunsuzluklarla dolu bir rapor ile Dreyfus hakkında "vatana ihanet"ten dava açılır. Dava dosyasında yer alan suçlamaları daha da ağırlaştırarak, zaten usulsüz hazırlanan belgelere, Dreyfus'ün suç dosyasını daha da "şişirmek" için istihbarat müdürü Albay Sandherr görevlendirdiği Binbaşı Henry tarafından kaleme alınan sahte belgeler eklenir. Binbaşı Paty de Clam soruşturma konusunda tam da bu noktada ilk büyük yanılgı yaşanır. Zira Albay Sandherr amansız bir Yahudi karşıtıdır. Dreyfus'ün suçlu olduğu konusundaki argümanı da kendi açısından oldukça sağlamdır. Öncelikle, Dreyfus son derece gizli belgelerin içerdiği bilgiler kolayca erişilebilecek bir konumda çalışmaktadır. Öte yandan, fiziki sorunları yüzünden, üstleri tarafından verilecek görevlerden geri kaldığı için bir hınç içerisindedir ve intikam almak istemektir. Sandherr'e göre, Dreyfus'ün işlediği suçun temelinde bu iki durum bulunur. Sahte belgelerle dolu dava dosyasının Savaş Bakanlığı'na ulaşmasının ardından, bakanlık da dosyayı "gizli" damgası ile askeri mahkemeye gönderir. Savcının iddianameyi dayandırdığı varsayımlar, Albay Sandherr'in kaleminden çıkmış gibidir. Dreyfus'ün çok güçlü bir hafızasının olması, Almanca bilmesi, kültürlü biri olması, Alsace kökenli ve Yahudi olması onu tam da casusluk yapabilecek profilde bir asker yapar. Kapalı ve ciddiyetten yoksun oturumlarla görülen davanın sonucunda Yüzbaşı Dreyfus vatana ihanetten mahkûm edilir. Cezası ise günümüz Fransız Guyanası'na bulunan Şeytan Adası'nda sürgün olarak yaşamaktır. (Turlais 2009) bir figür haline gelmiş, mücadelesi edebiyatçılar, sosyologlar, politikacılar ve hukukçular nezdinde büyük takdir görmüştür.

Conference Presentations by Ahmet Özkan

Research paper thumbnail of Georges Perec'in Ellis Adlı Eserinde Kökensizlik, Kimlik ve Göç

Georges Perec'in Ellis Adlı Eserinde Kökensizlik, Kimlik ve Göç, 2021

XX. yüzyıl Fransız edebiyatının en ilginç yazarlarından biri olan Georges Perec, Ellis Adası baĢl... more XX. yüzyıl Fransız edebiyatının en ilginç yazarlarından biri olan Georges Perec, Ellis Adası baĢlıklı çalıĢmasında, Amerikan göç tarihinde bir kilometre taĢı olan Ellis Adası'nın tarihinden yola çıkarak Eski Dünya'dan Yeni Dünya'ya, yani Amerika'ya XIX. yüzyılın son çeyreğinde baĢlayan ve XX. yüzyılın ortalarına kadar devam eden göç dalgasının anatomisini gözler önüne serer. Göç olgusunun kurumsallaĢmasının ve endüstrileĢmesinin sosyolojik arka planını kimlik, aidiyet, ötekilik gibi konular ekseninde inceleyen Perec, kiĢisel geçmiĢini de sorguya açar. Yazarın travmatik geçmiĢi, yazarı göçmenlerle empati yapmaya sevk eder. ABD'ye giriĢin ilk basamağı yani-Altın kapı‖ olarak ifade edilen Ellis Adası'nın göç tarihi için uzamsal önemini vurgulayan yazar, kurumsallaĢan göçün sebep olduğu demografik değiĢim ve toplumsal dönüĢümleri kendi geçmiĢi ile bağdaĢtırır. Bu çalıĢmada, yeni yaĢam umuduyla yola çıkan mültecilerin/göçmenlerin ilk durağı olan Ellis Adası, Fransız antropolog Marc Augé'nin ortaya attığı yok-yer ya da yer olmayanlar (non-lieux/non-places) ve Pierre Nora'nın hafıza mekânı kavramları çerçevesinde incelenecek; yazarın aile mirası, kimlik ve aidiyeti gibi konular göç bağlamında ele alınacaktır.

Grafik Roman ve Sinemada II. Dünya Savaşı Acılarının Bellekteki İzleri- Maus ve Piyanist Örneği

Jacques Tardi’nin Siperlerdeydik Adlı Eserinde Savaş ve Bireyin Yok Oluşu