KYBELE KÜLTÜ
T.C. MANİSA CELAL BAYAR ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ BİTİRME TEZİ ARKEOLOJİ ANABİLİM DALI KYBELE KÜLTÜ EYLÜL ACARKANLI Danışman Doç. Dr. Güler ATEŞ MANİSA-2019 1 İÇİNDEKİLER BİRİNCİ BÖLÜM TANRIÇA KYBELE 1.TANRIÇA KYBELE KİMDİR? .................................................................. 4 İKİNCİ BÖLÜM TANRIÇA KYBELE’NİN KÖKENİ 2.1. HİTİT TANRIÇASI KUBABA İLE KYBELE İLİŞKİSİ ..................... 8 2.2. PHRYGİA’DA ANA TANRIÇA KÜLTÜ .............................................. 10 2.3. BATI ANADOLUDA ARKAİK DÖNEMDE KYBELE KÜLTÜ......... 12 2.4. YUNANİSTAN’DA KYBELE KÜLTÜ .................................................. 13 2.5. ROMA’DA KYBELE KÜLTÜ ................................................................ 16 2.6. KYBELE’NİN DİĞER UYGARLIKLARDA ADLANDIRILMASI ... 20 ÜÇÜNCÜ BÖLÜM KYBELE MİTOSLARI VE YANINDAKİ FİGÜRLER 3.1. KYBELE VE ATTİS’İN DOĞUŞU ........................................................ 21 3.2. KYBELE VE ATTİS MİTOSU................................................................ 23 3.3. KYBELE-ATTİS MİTOSUNA BENZER MİTOSLAR …................... 28 3.3.1. İnnana/İştar ve Dumuzi/Tammuz Mitosu .................................... 28 3.3.2. Aphrodite ve Adonis Mitosu .......................................................... 29 3.4. CORYBANT’LAR ................................................................................... 30 2 DÖRDÜNCÜ BÖLÜM ANA TANRIÇA KÜLT TÖRENLERİ 4.1. DİNİ TÖRENLERİN YAPILDIĞI YERLER ....................................... 31 4.1.1. Yunanistan ....................................................................................... 31 4.1.2. Roma ................................................................................................. 32 4.1.2.1. Mart Törenleri .................................................................... 32 4.1.2.2. Megalensia Töreni .............................................................. 36 4.2. KURBAN TÖRENLERİ …..................................................................... 38 BEŞİNCİ BÖLÜM PESSİNUS KUTSAL ALANI 5.1. PESSİNUS KENTİ .................................................................................... 41 5.2. PESSİNUS KENTİ ANA TANRIÇA KÜLTÜ ....................................... 42 ALTINCI BÖLÜM KYBELE İKONOGRAFİSİ 6.1. PHRYGİA’DA KYBELE İKONOGRAFİSİNİN GELİŞİMİ ............. 43 6.2. ARKAİK DÖNEMDE KYBELE İKONOGRAFİSİNİN GELİŞİMİ . 45 6.3. YUNANİSTAN’DA KYBELE İKONOGRAFİSİNİN GELİŞİMİ ..... 47 6.4. ROMA’DA KYBELE İKONOGRAFİSİNİN GELİŞİMİ ................... 49 RESİMLER LİSTESİ …................................................................................. 52 KAYNAKÇA ................................................................................................... 71 3 BİRİNCİ BÖLÜM TANRIÇA KYBELE 1.TANRIÇA KYBELE KİMDİR? Kybele kültü Neolitik dönemde Anadolu’da var olmuş ve kentler arasındaki etkileşim ile Hellen ve Roma uygarlıklarına dek varlığını sürdürmüş bir inançtır. Bu inanç sisteminin yüzyıllarca süregelmesinin sebebi antik dünyadaki matriarkal (anaerkil) yaşam düzenidir. Bu dönemde kadının üretkenliği kutsallaştırılmış, böylelikle bir varlığın ve nesnenin üretilmesi kadının varlığına dayatılmıştır 1 . Bu üretimin kutsallaştırılması ile birlikte Anadolu’da Ana tanrıça kavramı ortaya çıkmıştır. Ana tanrıça yani Kybele kültü Anadolu uygarlıklarının dini inançlarının temelinde var olan bir külttür. Ana tanrıça kültü doğa ile bütünleştirilmiş bir inanç olduğundan doğanın insanoğluna sunduğu her nimeti insanlar doğayı ve Ana tanrıçayı bütünleştirdikleri için ‘doğa ananın’ verdiği nimet olarak görmüşlerdir. Ana tanrıça kültü birçok uygarlıkta görülür ancak bu uygarlıklar tanrıçayı kendilerine göre uyarlamışlardır. Tanrıça Kybele her uygarlıkta farklı farklı adlarla adlandırılmıştır. Kybele tanrılar arasında en çok adlandırmaya sahip tanrıçadır, bu da kültün yayılım ve tapınım alanının genişliğini ve büyüklüğünü bize gösteren bir kanıt olarak kabul edilir. Her uygarlık tanrıça Kybele’nin bolluğunu ve bereketini istemiş ve onu kendi inanç sistemleri ile bütünleştirmişlerdir. Ana tanrıça kültü ilk olarak Anadolu’da Hitit ve Hurri uygarlıklarında görülür. Burada tapınım gören Kubaba , Kybele’nin öncüsü olarak kabul edilir. Anadolu da Ana tanrıça tapımı yaygın olarak Phrygia inanç sisteminde görülmektedir. Phrygia kültüründe tarımı, bereketi, analığı ve doğurganlığı simgeleyen Kybele’nin tapım yerleri ise genellikle dağ zirveleri ve ormanlık alanlar olmuştur. Phrygialılar Kybele’yi doğa ile bütünleştirmişler onu bereketi ve üretimi sağlayan başlıca bir değer olarak görmüş ve Kybele’yi Phrygia panteonundan daha ayrı ve üstün tutmuşlardır. Phrygia yazıtlarından elde edilen bilgiye göre Phrygialılar Kybele’ye ‘’Matar/Mater’’ yani ‘’Anne/Ana’’ demişlerdir2. Phrygia da Ana tanrıça için yapılan eserler M.Ö. 8. ve 6. yüzyıllar arasına tarihlenir, bu tarih uygarlığın en parlak dönemi olduğundan eserler son derece kaliteli ve iyi malzemeden üretilmiştir. 1 Özlem ERGÜN, Anadolu Uygarlıklarında Pişmiş Topraktan Yapılmış Kybeleler (Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi), İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi, Güzel Sanatlar Enstitüsü, İzmir,2012, s.16. 2 Lynn E. ROLLER, Ana Tanrıça’nın İzinde; Anadolu Kybele Kültü, ALFA Yayıncılık, 2013, s. 140. 4 Ana tanrıça tapımı Phrygia da yaygın ve popüler olmasından sonra Anadolu uygarlıklarında daha sık görülmeye başlanmıştır. Anadolu’daki ana tanrıça tapımı hakkında en erken ve önemli bilgiyi bize Çatalhöyük kenti vermektedir. Çatalhöyük dışında Prehistorik dönemlere ait birtakım tanrıça figürinleri, Dündartepe, Etiyokuşu, Tilmenhöyük, Canhasan, Horoztepe, Beycesultan ve Hacılar gibi önemli arkeolojik yerleşmelerden bilinmektedir3. Çatalhöyük ve Hacılar kentlerinde yapılan arkeolojik kazılardaki araştırmalarda Ana tanrıça figürininin M.Ö. 6500-7000 yıllarına kadar uzandığı ortaya çıkarılmıştır. Anadolu’daki Çatalhöyük ve Hacılar kentlerinin erken dönemlerinde ele geçen Ana tanrıça figürinleri ise pişmiş toprak (terra cotta), kireç taşı, alabaster ve mermer gibi dönemin kullanılan taşlarından yapıldığı görülmüştür. Bu eserler küçük boyutlu ve tanrıçaya adak için yapılmıştırlar. Bu figürinler kadının bereketini ve doğurganlığını simgelediği için ve bu dönemde Ana tanrıça kültlerinde görülen kadın figürlerinin çoğunlukla yüz ifadesi belirsiz, iri ve doğurgan, göğüsleri ve dişilik organı belirgin şekillerde tasvir edilmiştir. Bu eserlerin üretilmesindeki ve bu tapımın ortaya çıkmasındaki en büyük etken ise erken dönemlerdeki anne ve bebek ölüm oranlarının son derece yüksek olmasına dayanmaktadır. Kült alanlarına bırakılan ana tanrıça olarak adlandırdığımız figürinlerin amacı ise anne ve bebeği korumak ya da çocuk isteyenlerin tanrıçaya sunduğu adaklardır. Erken dönemlerde bulunan Ana tanrıça figürinlerin de atribü olarak genellikle boğa boynuzu ya da ay motifi kullanılmıştır (Resim 1) 4 . Boğa boynuzu kullanımı bereketi ve doğurganlığı simgelemektedir. Ana Tanrıçanın simgelerinden biri olan Ay ise yaratılışın tüm yönlerini düzenleyen ölüm ve yeniden doğuşun sürekli değişen döngüsünün bir sembolü olarak yorumlanır. Anadolu’daki bu dönem Ana tanrıça figünlerin de doğum yaparken, otururken, uzanırken ya da oturur pozisyonda yanında 2 tane leopar ya da aslan ile tasvir edilen örnekleri görülür5.(Res. 2)6. Aslan ve leopar tanrıçanın atribülerindendir. Bunun sebebi ise Kybele doğanın verimliliği ile bütünleştirilse de aynı zamanda doğanın vahşiliğini içince barındıran bir tanrıça olmasından kaynaklıdır. Vahşi hayvanların hakimi ve doğanın egemeni olarak görülür. Kybele her ne kadar analığı ve doğurganlığı temsil etse de çok az sayıda kucağında çocuk var iken betimlenmiştir. Genellikle kucağındaki çocuk figürü Kybele’nin çocuğu, sevgilisi ve rahibi olan ‘Attis’ olarak yorumlanmaktadır. 3 Ebru ORAL, ‘’Anadolu’da Ana Tanrıça Kültü ‘’, Akademik Sosyal Araştırmalar Dergisi, cilt: 2, Sayı: 8, 2014, s. 156. 4 Elif ERSOY, ’’ Ana Tanrıça Kültü’’ , Anadolu Aydınlanma Vakfı, s. 1. 5 Roller, s. 57. 6 Roller, s. 54. 5 Batı Anadolu’daki Hellen kentleri de Anadolu’daki Ana tanrıça tapımını benimsemişler ve Hellen panteonun da Kybele’ye yer vermiştirler. Kybele Hellen mitolojisinde de ana tanrıça olarak yer almasına karşın 12 Olympos tanrısının dışında tutulmuş ancak tanrıların anası olarak da kabul görmüş ve Rhea ile eş tutulmuştur7. Tanrıça Kybele kültü Anadolu da olduğu gibi Hellen inanç sisteminde de değişmeden devam etmiştir. Ancak Kybele eserleri Anadolu’nun erken dönemlerine göre klasik ve Hellenistik çağlarda değişim ve gelişime uğramıştır. Bu gelişim şu yönlerde olmuştur; Kybele artık bir heykel formu kazanmış ve kutsal alanlarına büyük boyutlardaki yontu kült heykelleri yerleştirilmeye başlanmıştır. Kybele’nin Hellen panteonuna girmesiyle Hellenliler onu birkaç Hellen tanrıçası ile bağdaştırmışlardır. Tanrıların anası olarak görülmesinden dolayı Rhea ile, doğanın kontrolünü elinde tutması ve vahşi hayvanların egemeni olarak görülmesi sebebiyle de Artemis ile ve tarımın bereketi, bolluğu ve zenginliği nedeniyle de Demeter ile bağdaştırılmıştır. Böylelikle büyük boyutlu heykellerinde birkaç atribü görülmeye başlanır. Bu atibüler Kybele’nin dini törenlerinde kullanılan aletlerle bağlantılıdır, genellikle Ana tanrıça için yapılan dini törenler kutsal alanlarındaki yapıların altında kapalı bir alanda gerçekleştiriliyordu. Bu dini törenlerde kullanılan Tympanon (tef), Zil, Dümbelek ve Flüt gibi müzik aletleri onun doğulu ve etnik kökenine dayanmaktadır 8 . Bu aletlerden özellikle tympanon Hellenistik dönemde en çok kullanılan atribülerden biridir.(Res. 3)9. Kybele kültü Hellen inanç sisteminde tapınım gördükten sonra Roma da tapınım görmüştür. Romalılar egemen olduğu geniş coğrafya nedeniyle birçok uygarlığı ve dini inancı bünyesinde barındırıyordu. Romalıların kendi inanç sistemlerinin yanında egemen olduğu uygarlıkların dini inançlarına da saygı göstermiş ve benimsemiş olduğu görülür. Bunlardan en önemlisi ve bileneni Anadolu’dan alınan Kybele kültüdür. Kybele, Roma inancında büyük bir değer ve tapınım gördüğünden ‘Magna Mater’ yani ‘Büyük Ana’ adı ile anılmıştır. Kybele kültü M.Ö. 204 yılında Phrygia’daki Pessinus antik kentinden alınarak Roma’ya götürülmüş ve bir törenle birlikte Roma panteonuna girmiştir. 7 Aras TAŞDEMİR, Kybele Kültü’nün Geçmişten Günümüze Çağdaş Yaşama Yansıması, (Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi), Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Muğla-2016, s. 5. 8 Ömer ÇAPAR, Roma Tarihinde Magna Mater (KYBELE) Tapımı, s 177. 9 Roller, s. 189. 6 Kybele Roma da tapınım görmesiyle birlikte Romalılar tarafından anlam ve heykel formu bakımından değişikliğe uğramıştır. Heykel formu olarak artık bir tahta oturarak yanında 2 tane heybetli aslan ile tasvir edilmiştir(Res. 4)10. Roma dönemi Kybele eserlerinde ise yoğun olarak tanrıçanın başında ‘Polos’ adlı bir taç ile tasvir edildiği görülmektedir. Romalılar bu taç ile birlikte Kybele’yi yüceltmiş ve ona Roma uygarlığının koruyucusu ve kentin egemeni anlamını vermişlerdir. Romalıların Kybele’ye bu anlamı vermelerine karşın bereket, bolluk, analık ve doğurganlık gibi taşıdığı anlamlar kaybolmamış, devam etmiştir. Bu dönemde ‘phiale’ de Kybele’nin atribüleri arasında görülür. Bu atribü Hellenistik dönemde Kybele’ye eklenilmesine karşın yoğun olarak Roma döneminde kullanılmıştır. Roma uygarlığının Anadolu da egemen olmasıyla birlikte de bu tarz heykeller Anadolu’da görülmeye başlanmıştır. Kybele’nin en önemli kutsal alanı Phrygiadaki Pessinus antik kentidir. Bu antik kentin baş tanrıçası Kybele idi, burada Kybele için sık sık ve belirli tarihlerde dini törenler düzenlenirdi. Bu dini törenlerde tanrıçaya tapanlar ve külte kendini adayan rahipler bulunurdu. Dini törenler genellikle mağaralarda gerçekleşiyordu, bunun sebebi ise Kybele’nin doğumlarını mağarada gerçekleştirmiş olmasıdır. Bu törenlerde doğulu müzikler çalınırdı, bunun sebebi ise Kybele’nin doğu kökenli bir kült olmasıdır. Dini törenlerde çalınan müzik aletleri tympanon, zil, flüt gibi aletlerdir. Tarihçiler Kybele kült törenlerinin son derece karanlık ve kanlı geçtiğini yazılı kaynaklar dolayısıyla bize aktarmışlardır. Kendini bu külte adayan erkek rahiplerin ise cinsel organlarını keserek Kybele’ye adak olarak sundukları bilinir, bu külte giriş için yapılması gereken bir kural olarak görülür. Rahiplerin külte girmek için yaptığı bu adağın kökeni ise Kybele-Attis mitosuna dayanmaktadır. Kybele için yapılan dini törenlerde her zaman pişirilmiş adaklar sunulurdu ve bu adağı yemek günahtı, böyle bir hata yapanın cezası ise ölümdü. Kültteki böyle bir kural ile de Kybele’nin tapınılanlar tarafından ne kadar değerli görüldüğü anlaşılmalıdır. 10 Roller, s. 345. 7 İKİNCİ BÖLÜM TANRIÇA KYBELE’NİN KÖKENİ 2.1. HİTİT UYGARLIĞINDA TANRIÇA KUBABA VE KYBELE İLİŞKİSİ Hititlerin M.Ö. 3.binin sonlarında olan bir göçle Kafkasya üzerinden Anadolu’ya geldikleri bilinmektedir. Hititlerden önce Anadolu’nun bu bölgesinde Hatti ve Hurri yerel halkları yaşamaktaydılar. Hitit kabileleri bu bölgeye yerleştiler ve zamanla güçlenerek buradaki yerel hakları barışçıl yollarla ya da baskı kurarak bölgeye egemen oldular ve Hitit devletini kurdular. MÖ. 1450-1200 yılları arasında Antik Anadolu Coğrafyasında kurulmuş olan Hitit Uygarlığı, merkezi devlet yapısına sahip ilk devlettir. Boğazköy kenti veya Hattuşaş, Hitit Devletinin başkentidir11. M.Ö. 2.binin başlarından itibaren Hatti yerleşimlerini ele geçirmeye başlamış olmalarına rağmen yerleşik Hatti kültürünün din, krallık ideolojisi ve devlet yapılanması ile ilgili pek çok unsurunu benimsemişlerdir12. İlk başta Anadolu’nun bir bölümüne hakim olan bu krallık genişleyerek bir imparatorluğa dönüşse de köklerinde Hatti uygarlığının etkilerini görmek mümkündür. Hatti tanrıları, Hitit pantheonun da önemli bir yere sahiptirler. Hitit uygarlığı kökenindeki halklar, etkilendiği uygarlıklar ve coğrafi koşulları nedeniyle çok tanrılı bir dini inanca sahiptir. Hititlerin bu kadar çok tanrısının olmasının nedeni, onların Hititlerin iletişim kurdukları toplulukların tanrılarını benimsemelerinden ve kendi tanrıları arasına yerleştirmelerinden kaynaklanmaktadır. Böylece, onlar, farklı kökenlerden birçok tanrı ve tanrıçayı benimsemişlerdir13. Hitit pantheonu çok geniş olmasına karşın Hitit uygarlığında iki önemli tanrı vardır. Bunlardan en önemlisi güneş tanrıçası Arinna-Hepat ve kocası Teşup idi. Teşup Hititlerin fırtına tanrısı olarak bilinmektedir. Ayrıca ele geçen verilerde Hatti ve Hurri uygarlıklarında tanrıça Arinna ve tanrıça Kubaba’nın aynı kişiyi karşıladıkları anlaşılmıştır. Bu yüzden tanrıça Kubaba da tanrı Teşup’un eşi olarak da görülüyordu14. Bunların yanında Hitit uygarlığı ve kökenindeki Hatti halkı gibi doğa ile şekillenen, tarım ve hayvancılığın ön planda olduğu, anaerkil bir topluluktu bu yüzden Hattilerin tarımdaki bereketi ve bolluğu temsil eden tanrıçasını benimsemişlerdir. Bu tanrıça Kubaba’dır. Tanrıça Kubaba, Hatti kültüründe yer alan bir bereket tanrıçası idi. Hititler de Hatti kültürüne ait olan bu tanrıçadan etkilenmiş ve pantheonlarına katmışlardır. 11 Taşdemir, s. 12. 12 Canan ALBAYRAK, Anadolu’da Kybele-Attis Kültü, (Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi), Gazi Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara, 2007, s. 127. 13 Ekrem AKURGAL, Hatti ve Hitit Uygarlığı, NET Yayınları, İstanbul, 1995, s. 79. 14 Taşdemir, s. 13. 8 Hititler, MÖ. 2. binde Hitit açık hava tapınağında Ana Tanrıça-Kubaba Kültüne yer vermişlerdir15. Bu da bize başka bir kültürden almış oldukları bu külte ne kadar önem verdikleri ve saygı duyduklarını gösteren bir belge niteliğindedir. Hitit imparatorluğunun, Phrygialılar tarafından yıkılmasının ardından birkaç krallık Geç Hitit Devletleri olarak varlıklarını sürdürmüştür. Bu dönemde bazı tanrılara tapımın son bulmasına karşın tanrıça Kubaba inancı kesintisiz devam etmiş ve yeni kutsal alanlar kurularak inancın yayılması sağlanmıştır. Tanrıça Kubaba’nın bu dönem de sadece tarım bereketini simgelediğini bilinir, doğa ile özdeşleştirilen bir tanrıça olduğundan dolayı kutsal alanları daha çok orman ve dağlık alanlarda yer alıyordu. Bu dönemde tanrıça Kubaba’nın tasvirini kabartma üzerinde görmek mümkündür(Res. 5)16. Bu resimde tanrıça Kubaba sağ elinde bir nar kayıp olan sol elinde de aynaya benzer bir obje tutmaktadır. Başına taktığı başlığında ise boynuz figürleri vardır bu tanrısal gücü simgeleyen bir semboldür. Tanrıçanın sağ elinde tuttuğu nar onun atribülerinden biridir. Bu bereketi temsil eder. Kayıp olan sol elindeki ayna figürünün ise ele geçen Hitit yazılı kaynaklarında bir çoğalma ve kehanet ile ilgili bir sembol olarak kullanıldığından bahsedilmiştir. Tanrıça Kubaba yerel bir tanrıça olarak kabul edilip daha sonra bölgeye gelecek olan Phrygialılar tarafından da benimsenmiş ve kendilerine göre uyarlayarak tapınılmaya devam edilmiştir. Phrygialılar Orta Anadolu’da egemen olmuş bir uygarlıktı bu dönemde Anadolu’da geç Hitit kent devletleri vardı Phrygialılar onları bastırarak bölgeye egemen oldular ancak Hitit topluluğuyla benzer bir topluluktu, Phrygialılar de Hitiler gibi tarım ve hayvancıkla geçinen bir toplumdu bu yüzden Hititlere ait olan bereket tanrıçası Kubaba’yı benimsediler ancak tanrıçayı kendi topluluklarına göre uyarladılar, tanrıça Kubaba Orta Anadolu da Phrygialıların egemen olmasıyla tanrıça Kybele olarak anılmaya başlandı. Hitit pantheonundaki tanrıça Kubaba sadece tarım bereketini simgelerken Phrygialıların onu benimsemesiyle tanrıça Kybele tarım bereketinin yanı sıra artık üretkenliğin ve doğumun da koruyucu tanrıçası olmuştur. Bir uygarlık için en önemli şeylerden biri de geçinmek için tarım alanları ve ülkenin saldırılardan korunmasını sağlamak için askerdi, bu da kadınların sağlıklı doğum yapmasından geçiyordu, insanlar kadınların doğum zamanında Kybele’nin onlarla birlikte olduğunu ve doğum yapan kadına güç verdiğine inanıyorlardı. Bu iki önemli etken tek bir tanrıçada bulunduğundan dolayı tanrıça Kybele Phrygia uygarlığının baş tanrıçası olarak tapınım görmüştür. 15 Taşdemir, s. 16. 16 Hitit Anıtları- Karkamış,’ Tanrıça Kubaba Rölyefi’, ( http://www.hittitemonuments.com/karkamis/kargamis50-t.htm ), (12.12.2018). 9 2.2. PHRİGYA’DA ANA TANRIÇA KÜLTÜ Phrygialılar M.Ö. 1200 civarında Güneydoğu Avrupa’dan Ege göçleri ile Anadolu’ya gelmişlerdir. Phrygialılar Anadolu’ya yerleşmeden önce savaşçı-göçebe bir halktı, Anadolu’ya geldiklerinde burada var olan Hitit imparatorluğunun yıkılmasını sağladılar ve Hitit imparatorluğundan geride kalan ve Geç Hitit Devletleri adıyla anılan birkaç krallığı ve bazı bölgeleri de zamanla ele geçirerek Anadolu da egemen oldular. Phrygialılar M.Ö. 1200’den beri oldukları bu bölge de ilk kez siyasi bir birlik olarak M.Ö. 750 de Phrygia devletini kurdular ve bu devletinde başkenti Gordion antik kentidir. Gordion bugünkü Sakarya kentidir ve uygarlık bu günkü İç Anadolu bölgesi ve civarını kapsamaktadır. Phrygialılar önceleri savaşçı bir toplum iken geldikleri bölgede yaşam tarzlarını değiştirip yerleşik düzene geçmiştirler ve bu değişim ile birlikte kendilerinden önceki Hitit uygarlığından etkilenerek tarım ve hayvancılık ile ilgilenmeye başlamışlardır17. Phrygialılar her ne kadar kendilerinden önceki uygarlık olan Hititlerden sadece tarım ve hayvancılık işlerini alsalar da bu uygarlık maden işleri ve dokumacılık gibi zanaatkarlık gerektiren işlerde de oldukça iyi oldukları bilinmektedir. Bu yeteneği Phrygia eserlerinde görmek mümkündür. Phrygia uygarlığının dini inancı dışarıdan bakıldığında tek tanrılı bir inanç gibi görülmektedir. Bu düşüncenin en büyük sebebi de ana tanrıça Kybele’ye olan kuvvetli inançlarıdır. Lakin bu uygarlıkta kendisinden bir önceki uygarlık gibi önceden burada yaşan uygarlığın dini kültlerinden zamanla etkilenmiş ve bazı Hitit tanrı ve tanrıçalarını kendi yerel tanrı ve tanrıçalarıyla bağdaştırarak kültlerin devamını sağlamıştırlar. Fakat kendi yerel tanrılarına da tapınmaya devam etmişlerdir. Phrygialıların bu tanrı ve tanrıçaları kendi dini inançlarıyla bağdaştırmasının en önemli sebeplerinden biri de savaşçı ve göçebe olan yaşam biçimlerini bir tarım topluluğu olarak devam ettirmelerinden kaynaklanmaktadır. Hitit pantheonundan aldıkları en önemli kült Ana Tanrıça Kybele kültüdür. Hitit dini inancında tanrıça Kubaba olarak tapınım gören ana tanrıçanın, Phrygialılarca tapınım görmesiyle tanrıça Kybele olarak adlandırıldığı bilinmektedir. Hitit dini inancında tanrıça Kubaba sadece tarım bereketini ve bolluğunu temsil ediyordu fakat Phrygia pantheonuna girmesiyle ilk başta tarım bereketini simgelese de daha sonraları doğurganlığı ve üretkenlik ile ilgili anlamlarda taşımaya başlamıştır. Bu durumun Phrygialıların Kybele’yi kendi yerel tanrıçaları ile bağdaştırmaları sonucu tanrıça Kybele’nin bu anlamları taşımaya başladığı düşünülür. Yine de bu olayın en önemli sebebi Phrygialıların kökenlerindeki savaşçı ruhlu bir toplum olmalarıdır. 17 Albayrak, s. 139. 10 Phrygialılar her ne kadar yaşam biçimlerini değiştirse de kökenlerindeki savaşçı benliklerini hiçbir zaman bırakmamışlardır. Bunu başkent olan Gordion’un cevresindeki güçlü sur duvarlarından anlamak mümkündür. Phrygialılar her devlet gibi uygarlıklarını korumak için askeri güce ihtiyaç duymuştur. Bu güçte kadınların sağlıklı doğum yapmaları ile alakalıdır. Antik dönemler de doğum sırasında anne- çocuk ölümünün çokça yaşandığı bilinir. Belki de bu durumun sonucunda da tanrıça Kybele’ye bu anlam yüklenmiş olabilir. Phrygialılarca doğum zamanı tanrıça Kybele’nin doğum yapacak olan kadının yanında olduğunu, ona destek verdiğini ve yardımcı olduğu söylenir. Phrygialılar Hitit pantheonundan aldıkları bu inancı o kadar benimsemişlerdir ki kendilerinden önceki toplumlardan çok daha fazla değer vermişlerdir. En önemlisi de tanrıça Kybele’yi baş tanrıçaları yapmış olmalarıdır. Phrygia pantheonuna girmesiyle tanrıça Kybele için çok sayıda kutsal alan inşa etmişlerdir Kybele bir doğa tanrıçası olduğundan kutsal alanları kayalıklar, ormanlar ve dağ zirvelerinde almaktadır. Lakin Phrygialılar tanrıça Kybele’ye o kadar önem vermiş ve onu pantheondaki diğer tanrılardan üstün tutmuşlardır ki sadece kendisine ait olan bir kutsal kent inşa ettirmişlerdir. Bu antik kent Pessinus’dur. Pessinus, Ankara’nın 150 km kadar güneygüneybatısında, Eskişehir’in 100 km kadar kuzeydoğusunda ve Sivrihisar’ın 13 km güneydoğusunda, bugün Ballıhisar köyünün bulunduğu, Orta Phrygia’nın doğu bölümünde yer almaktadır18. Pessinus Phrygialıların inançlarına bağlılıklarının göstergesi olarak tanrıça Kybele’ye adanmış kutsal bir yerleşim yeriydi ve sadece rahiplerin yaşadığı bir kenttir. Bu kentte tanrıça Kybele adına birçok tören yapılıyordu. Yılda birkaç kez olan önemli günlerin yanında günlük kült törenlerinin de yapıldığı bilinir. Bu kült törenleri o kadar gösterişli oluyordu ki başka bölgelerden insanları kente çekiyordu. Hatta bazı antik yazarların yazdıkları eserlerde tanrıların bile bu törenleri kıskandıkları yazılmıştır. Phrygialıların zanaatkar yapıları sayesinde ana tanrıça Kybele’ye ait en iyi eserlerin bu dönemde yapılmış oldukları görülür. Bu dönemde yapılan tanrıça Kybele eserlerinde yeni birkaç poz ve atribüye rastlanır. Daha önceleri oturarak tasvir edilen tanrıça Kybele bu dönem ayakta ve yanında iki tane aslan figürü ile betimlenmeye başlanır. Tanrıça Kybele’nin aslan figürleriyle betimlenmesinin doğanın vahşi gücü ile bağlantılı olduğu görüşü söz konusudur. Anadolu da uzunca bir süre var olan ancak kısa bir süre devlet yapısına sahip olan Phrygialılar M.Ö. 696 yıllarında Kafkasya üzerinden Anadolu’ya gelen ve ilk önce Urartu uygarlığını yıkan Kimmerler tarafından sınırları oldukça zorlanmış ve 18 Eskişehir Kültür Envanteri, (http://eskisehirkulturenvanteri.gov.tr/detay.aspx?ID=25), (05.01.2019) 11 Phrygia- Kimmer savaşı sonunda Kimmerler, Phrygia’yı istila etmişlerdir19. Kralları olan Midas intihar etmiş ve Kimmerlerin yakıp yıktığı Gordion kentinden kaçan Phrygialılar ise Anadolu da küçük toplumlar halinde bir süre daha varlıklarını sürdürseler de daha sonra bölgede egemen olan Lidya devletinin egemenliği altına girmişlerdir. 2.3. BATI ANADOLU’DA ARKAİK DÖNEMDE KYBELE KÜLTÜ Lydia uygarlığının dini inancı konusunda çok fazla bir bilgiye sahip değiliz ancak çok tanrılı bir dini inanca sahip olduklarını bilinmektedir 20 . Lydialılar bulundukları bölgenin konumundan dolayı Batı Anadolu’daki Aiol ve İon kentlerine yakınlığı ve Phrygia uygarlığına olan yakınlığından dolayı bu uygarlıkların dini inançlarından etkilenmişlerdir. Bu etkilenmenin yanı sıra kendilerine ait yerel tanrıları da mevcuttu. Lydialılar kökeni Hattilere dayanan fakat Phrygia uygarlığı ile zirveye ulaşmış Ana Tanrıça Kybele inancını benimsemişler ve Phrygialılar gibi onlarda Kybele’yi baş tanrıçaları olarak kabul etmişlerdir. Aiol ve İon bölgelerindeki Hellen kentlerininin kültürlerinden oldukça etkilenmişlerdir. Bu etkilenme Lydialıların dini inancında da görülmektedir, Lydialılar bu kentler ile etkileşiminden Hellen tanrılarını benimsemiş ve tapınım göstermişlerdir. Lidyalıların İon ve Aiollerle olan bu etkileşimi sonucunda Hellen kentleri de Ana Tanrıça Kybele kültü ile tanışmışlardır. Lydia devleti ile etkileşimi sonucu tanıdıkları ana tanrıça Kybele’yi 12 Olympos tanrılarından oldukça ayrı tutmuşlar olmalarına rağmen tanrıların anası olarak kabul etmişler ve tanrıça Rhea ile özdeşleştirmişlerdir21. Hellenler de diğer uygarlıklar gibi Tanrıça Kybele için doğal alanlarda çok sayıda kutsal alan inşa etmişlerdir. Tanrıça Kybele’nin Hellen pantheonuna girmesiyle atribülerinin artmış olduğunun ve ikonografisinde birkaç değişiklik olduğu gözlenmiştir. Bu değişiklik şu yönlerde olmuştur; daha önceki dönemlerde tanrıça Kybele dağ zirvelerindeki kutsal alanlarında kabartma şeklinde tasvir edilirken ve küçük figürinler ile tasvir edilirken Hellen pantheonuna girmesiyle Hellenlilerin heykeltraşideki zanaatkarlığının etkisini görmüş ve kabartma olarak betimlenen tanrıça Kybele’nin bir heykel formu kazanmış ve kutsal alanlarına büyük boyutlardaki yontu heykellerinin yerleştirilmeye başlandığı görülür. 19 Taşdemir, s. 28. 20 Anadolu Uygarlıkları, ’Lydia’da Din’, (http://www.anadoluuygarliklari.com/lidya/85-lidya-da-din), (22.03.2019). 21 Taşdemir, s. 5. 12 Hellenlilerin tanrıça Kybele’yi bu kadar benimsemelerinin ve saygı duymalarının sebeplerinden biri de kendi tanrıçaları ile bağdaştırmalarıdır. Kybele’nin, Tanrıların anası olarak görülmesinden dolayı Rhea ile, doğanın kontrolünü elinde tutması ve vahşi hayvanların egemeni olarak görülmesi sebebiyle de Artemis ile ve tarımın bereketi, bolluğu ve zenginliği nedeniyle de Demeter ile bağdaştırılmıştır. Gelişimlerden bir diğeri de tanrıça Kybele’nin atribülerinin artmış olmasıdır. Bu atribüler büyük boyutlu kült heykellerinde de görülmeye başlanır. Kullanılan bu atribüler Kybele’nin dini törenlerinde kullanılan aletler ile bağlantılıdır. Tanrıça Kybele’nin doğumlarını mağarada gerçekleştirdiği düşünüldüğünden dolayı dini kült törenleri mağaralarda gerçekleşiyordu. Bu dini törenlerde kullanılan Tympanon (tef), Zil, Dümbelek ve Flüt gibi müzik aletleri onun doğulu ve etnik kökenine dayanmaktadır22. Bu aletlerden özellikle tympanon, Hellenistik dönemde en çok kullanılan atribülerden biri olmuştur. Kybele’nin Batı Anadolu’daki Hellen kentlerin de tapınım görmesiyle bu kült etkileşim ile birlikte Yunan ana karasına ulaşmış ve Yunanistan’da da tapınım görmüştür. 2.4. YUNANİSTAN’DA KYBELE KÜLTÜ Kybele kültünün Yunan ana karasına gelmesi antik Yunan kentlerinin Batı Anadolu’daki koloni kentlerinin Orta Anadolu’daki devletlerle etkileşimi sonucu gerçekleşmiştir. Kybele, doğu kökenli bir kült olduğundan dolayı Yunan kültürüne oldukça zıt bir görüştü fakat zaman içinde Yunan toplumlarında benimsendi ve saygı duyuldu ancak bu benimsemeyle Yunanlılar tanrıça Kybele’nin adını, görünüşünü ve geçmişini Yunan kültürüyle bağdaştırmaları sonucu Rhea, Demeter ve Artemis gibi ana Yunan tanrıçalarıyla bütünleştirildi. Yunan kentlerinin Kybele’yi kendilerine göre uyarlamasıyla Ana Tanrıça Kybele Kültü yayılmış ve tapınım görmüştür. Yunanistan' da Phrygialı Ana Tanrıça'ya ilişkin en eski kanıtlar -başlıcaları arkeolojik ve epigrafıktir-tanrıçanın kültünün M.Ö. 6. yüzyılın başlarındaki Yunan toplumunda kendine bir yer bulduğunu göstermektedir. Atina agorasında tanrıçaya bir tapınağın, Metroon'un yapılmasıyla tapımı Atina'da resmen tanınmış, bu da tanrıçanın kültünü Atina yaşamında önemli bir kurum haline getirmiştir23. Tapınağın yapılma sebebinin ana tanrıça Kybele’nin ritlerini tanıtmak üzere Atina’ya bir dilenci-rahip (metragyrtai) geldiğini, bu kişinin Atinalı öfkeli vatandaşlar tarafından barathron (uçurum)’a atıldığını; daha sonra Atina’da bir veba salgını çıktığını ve bu durum 22 Çapar, s. 177. 23 Roller, s. 142. 13 sonucunda Delphi kehanetine danışılması neticesinde onlara tanrıçaya bir tapınak yapılmasını önermeleri üzerine Metroon’da bir tapınak yapıldığını bilinir23. Yunan dünyasında Kybele grekçe ’Meter’ yani Ana anlamına gelen kelime ile anılmıştır. Ana tanrıça Kybele kültüne gizem kültü yoluyla tapınmak ve deliliğe varan taşkınlıklar ya da esrime ayinleri yapmak bu özelliklerdendi ve Yunanlılar bu alışılmadık özellikleri çoğu kez tanrıçanın Phryg kökenlerine bağlıyorlardı. Yunanlılar Kybele’ye ‘Meter’ yani ‘Ana’ ünvanını vermişler ve ona bu adla seslenmişlerdir. Aynı zamanda Yunanlılar mitolojilerindeki tanrıça Rhea’ya da tanrıların anası olarak seslenmişlerdir. Tanrıça Kybele, Yunanlı antik yazarlar tarafından da eserlerinde sıkça kullanılmıştır. Eski edebi metinlerde Phrygialı tanrıçanın varlığının işareti, Kubaba- Kybebe adına erken dönem lirik şairler Amorgoslu Simonides, Ephesoslu Hipponax ve nesir yazan Lampsakoslu Kharon'un yapıtlarında rastlanmasıdır. Hipponax, Zeus'un kızına Kybebe ya da Trakyalı Bendis diye seslenildiğini kaydeder. Yunanlıların Phrygia'ya özgü kubileya sıfatını özel bir ada çevirmelerinin nedeni belirsiz olmakla birlikte, büyük olasılıkla sözcüğün Phryg dilindeki anlamından haberdar idiler. Yunan Ana Tanrıçası'na da "Dağların anası" diye seslenilmesi, Ana Tanrıça'nın dağlarla olan yakın ilişkisine Yunanlıların da değer verdiğini gösterir. Phryg dilindeki sıfat, Ana Tanrıça'nın yurdunu hatırlattığı için seçilmiş olabilir. Phrygialı Ana Tanrıça için Yunanca bir ad yaratılması, tanrıçaya onun Phrygia kökenlerini ima eden, ama Yunanca olan bir ad verilmesi, yabancı tanrıçanın Yunan tanrıçasına dönüştürülme sürecinin bir parçası gibi görünüyor24. Tanrıça Kybele’nin Yunanistan’a gelmesiyle ikonografisinde de birkaç değişim ve gelişim görülür. Kybele’nin eski dönemlerden gelen ayakta, otururken ve uzanırken ki betimlemelerinin yanı sıra bu dönem Kybele’nin kutsal hayvanı olan aslanların üzerinde kabartmalarda betimlendiği de görülür. Bunun yanında Kybele’nin tahta otururken ve başında tacıyla ve ayaklarının yanında aslanlarıyla betimlendiği tasvirleri de vardır(Res. 6)26 Yunanlıların aslan figürünü kullanması Kybele’nin kutsal hayvanın yüzyıllar boyunca değiştirilmeden kesintisiz kullanıldığının bir kanıtı olmuştur. Ayrıca Kybele’nin ayaktaki betimlemelerinde bir Yunan kıyafeti olan khiton ile de tasvir edildiği görülür. Kybele’nin bu dönem de en çok kullanılan üç atribüsü vardır. Bunlar aslan, phiale ve tef‘dir. Ancak bunlardan en önemlisi ve en çok kullanılanı tef’dir. Tapınaklarda Kybele’nin tef ile tasvir edilmiş birçok adak heykelciği ele geçmiştir. 23 Albayrak, s. 162. 24 Roller, s. 147-148-149. 26 Roller, s. 225. 14 Aslında tef Kybele’nin eskiden beri kullanılan atribüsüydü, fakat en çok Yunanlılar tarafından kullanılmıştı. Yunanlılar bu müzik aletinin Doğu kökenli olduğunu biliyorlardı ve Phrygialı tanrıça da Yunanistan'a Doğu'dan gelmiş olduğu için, tefi onunla bağdaştırdılar. Yunanlıların Ana Tanrıçası bu erken dönemdeki ilişkiler sırasında onu hem ad, hem de görünüş açısından ileride Anadolulu öncülünden farklı bir tanrıça olarak gösterecek belirli değişiklikler geçirdi. Phrygialı Ana Tanrıça'nın sıfatlarından biri, onun Yunan adı Kybele oldu. Yunanlıların Ana Tanrıçası Phryg değil, Yunan giysisiyle gösterildi. Tanrıça heybetli bir biçimde oturan bir figüre dönüşürken, Meter'in görsel imgesi önemli ölçüde değişti. Yunan Meter'i, Phryg tanrıçasının atribülerinden yalnızca bir tanesini, aslanı kullandı ve daha önce Anadolu'da görülmeyen, ama onun Yunan dünyasındaki en önemli simgelerinden bir haline gelecek olan yeni bir atribü edindi, bu da tefti. Phryg adları ve kült simgeleriyle Phryg kökenli olmayan simgelerden oluşan bu karışımın Yunanlı olmayan tanrıçanın Yunan kültüne kabulünü kolaylaştırdığı kuşkusuzsa da Meter'i apayrı bir varlık olarak gösteren bir kimlik ve görsel biçim yaratmıştır25. Tanrıça Kybele kült alanlarında genellikle şu şekilde betimlenmiştir. Doğrudan doğruya tanrıçanın Phryg tarzındaki betimlerinden alınmış olan görsel Meter imgesi M.Ö. 6. yüzyıl sonunda büyük ölçüde Hellenleştirilmiş ve o noktadan itibaren pek az değişime uğramıştır. Klasik dönemde Meter genellikle bir tahtta oturur durumda gösterilir. Omuzlardan tutturulmuş bir khiton ve kıvrımları kucağına dökülen bir khimation, yani pelerin giymektedir. Heykeltıraşlar, khitonun eteğinin düşey kıvrımlarıyla üstteki pelerinin yatay kıvrımları arasındaki karşıtlığı çoğunlukla ayrıntılı olarak göstermişlerdir. Tanrıçanın başında genellikle alçak bir taç ya da polos, bazı örneklerde de sırtına dökülen bir örtü vardır. Tahtın koluna dayadığı sol elinde bir tef, sağ elinde ise tanrılara sıvı adağı sunmakta kullanılan standart Yunan kabı olan yayvan bir kase, bir phiale tutmaktadır. Birçok örnekte ya tanrıçanın kucağına kıvrılmış bir aslan, ya da tahtın dibine çökmüş iki aslan görülür. Tanrıçanın bütün betimlerinde bu üç atribünün hepsi birden bulunmaz, ikili gruplar daha yaygındır. Örneğin, aslan ve phiale, phiale ve tef, aslan ve tef. Tanrıçanın en etkili tek betimi haline gelecek olan Meter betimi, M.Ö. 5. yüzyıl sonlarında Pheidias'ın öğrencisi Paroslu Agorakritos'un, tanrıçanın Atina Agorası'ndaki tapınağı Metroon için yaptığı bir kült heykeliydi. Günümüze ulaşmayan bu heykelin görünüşü hakkında yazılı kaynaklardan ve heykelin küçük boyutlu kopyalarından bilgi ediniyoruz. Tanrıça bir tahtta oturuyor, elinde bir tef tutuyor, tahtın dibinde, tanrıçanın iki yanında birer aslan oturuyordu. Agorakritos'un yapıtının kopyaları ya da çeşitlemeleri, Meter'e sunulan çok sayıda küçük adak için model oluşturmuştur26. 25 Roller, s. 168. 26 Roller, s. 173-174. 15 Tanrıça Kybele tasvirlerinde tef atribüsü Hellenliler tarafından eklemişti ve tanrıça tefi neredeyse her zaman sol elinde tutarken, sağ elini de ona vuracak şekilde betimlenmişti bu hareket tanrıçanın kült törenlerinde çalan doğu kökenli müziği simgelemektedir. Tanrıça Kybele için yapılan törenleri Hellenliler gizem kültü içinde değerlendirmişlerdir. Bunun sebepleri külte tapınım gösterenlerin tanrıça Kybele’nin doğumlarının mağarada gerçekleştirdiklerine inanmalarıydı. Bu yüzden de kült törenlerini mağaralarda gerçekleştirmişlerdir. Lakin bu kültü gizem kültü olarak görmelerindeki en önemli sebep külte tapınım gösterenlerin çılgınca, açıklanamaz hallerinden dolayıdır. Külte tapınım gösterenlerin tapınaklarda rahip olabilmesi için üreme organlarını kesip tanrıça Kybele’ye sunmaları gerekiyordur, bu da Yunanlılar tarafından anlaşılmayan ve açıklanamayan bir durum olarak görülmüş. Rahip olma ritüelleri, Tanrıça Kybele doğa ile bağdaştırılan bir tanrıça olduğundan genellikle baharın geldiği dönemde oluyordu. Ancak yıl içinde önemli günler haricinde de kült törenleri yapılıyordu. Ana Tanrıça Kybele kültünün Roma da var olması ise Yunan kentlerinin İtalya bölgesinde koloni kentleri ile etkileşimi sonucunda gerçekleşmesinin yanı sıra Roma ve Kartaca arasında olan 2.Pön savaşı sırasında M.Ö. 204 yılın da Romalılar tarafından Pessinus antik kentinden Roma şehrine taşınmış olduğu bilinir. 2.5. ROMA’DA KYBELE KÜLTÜ M.Ö. 189 tarihinde Batı Anadolu'da Sipylos (Yamanlar) dağı yakınında Magnesia ad Siyplum (Manisa) denilen yerde, Romalıların Suriye Hellenistik Devleti (Seleukos'lar) kralı Antiokhos III (M.Ö. 223-187)'a karşı kazandıkları zafer, gerek Roma gerekse Anadolu tarihinde gerçekten önemli bir dönüm noktasıdır. Çünkü, bir defa o zamanlar Eski-Batı dünyasının temsilcisi durumundaki Roma devleti kazandığı bu zaferle siyasal anlamda Doğunun ele geçirilmesine doğru ilk adımını atmış ve kapıyı aralamış olmakla kalmıyor, bundan başka din ve dünya görüşleri birbirinden farklı bu iki dünya, yani Roma ve Anadolu direkt kültür ilişkileri içerisine girmiş oluyorlardı27. Roma yüzyıllar boyunca egemen olduğu coğrafyada yaşayan halkların dini inançlarına saygı duymuş ve kendileri de o inançlardan etkilenmişlerdir. Bunun yanında kendi inançlarına da tapınmaya devam etmişlerdir. Roma, Doğu’yu fethetmesiyle buradaki dini inanışları tanımaya başlar. Romalıların kabul ettikleri ilk doğulu inanç Ana Tanrıça Magna Mater yani Kybele kültüdür. Bu kült aslında zaten İtalya yarım adasındaki Yunan koloni kentleri tarafından bilinen bir külttü. 27 Çapar, s. 168. 16 Ancak Kybele kültünün Roma’ya gelişi, Roma ile Kartaca arasında gerçekleşen II. Kartaca/Pön (M.Ö. 218–202) savaşının ardından, Roma’da sıkıntılı ve buhranlı bir dönem yaşanmıştır. Bu durum karşısında çaresiz kalan Romalı yöneticiler, halkın dini duygularını körükleyerek, onların Roma yönetimine karşı güvenini yeniden kazanmak için çareyi Sibylla bilicilerine ve onların kehanet kitaplarına başvurmakta görürler. Bu incelemeler sırasında Romalılar, Sibyllini Libri’yi incelerken şu kehanete rastlarlar: “Yabancı ırktan bir düşman, savaşı İtalya toprağına kaydırdığı zaman Roma’ya; getirmekle, onu bu topraklardan sürülebilinir.’’ Bu kehaneti öğrenen Senatus, Pergamon (Bergama) Kralı I. Attalos’a (M.Ö. 241–197) beş senatörden oluşan bir heyeti en önemli savaş gemilerinden beş tane quinqueremis (beş sıra kürekli gemi) göndererek, ondan Pessinus Ana Tanrıçası’nın heykelini isterler. Bunun üzerine Kybele Tapınağı (Megalesion) rahipleri, Attalos adına Pessinus Tapınağı’ndaki (Metron) meslektaşlarıyla konuşurlar ve Anadolu’da çok eski çağlardan beri tapınılan Ana Tanrıça’nın idolü Roma heyetine teslim edilir. Heyet daha sonra, “Tanrıların Anası” diye nitelendirilen kutsal taşı, Phrygialı rahiplerden oluşan bir kurulu da yanına alarak, deniz yolu ile M.Ö. 4 Nisan 204 tarihinde, Roma’ya götürürler. Bu olaydan sonra Roma orduları Hannibal’i Zama’da yenince, Sibylla bilicilerinin kehanetinin doğru çıktığına inanılır ve Roma halkı panik terörden kurtulur; böylelikle de Pessinus Tapınağı’nda farklı özellikleri ile tapınılan tanrıça, başka bir özelliğinden yararlanılarak Roma’ya taşınmış olur. Roma dininin tanrıları arasına Anadolulu bir tanrıçanın yerleştirilmesindeki amaç, dışardan gelen güçlü, maruf bir tanrıça ile Roma Devleti’nin gücünün daha da artacağının gösterilmesidir. Onun Roma’ya getiriliş şeklini, Romalı yazarlardan Ovidius ve T. Livius sayesinde bilmekteyiz28. Kybele’nin Roma’ya getirilmesiyle zaten Yunanistan’da değişim geçiren ve batılı özellikler kazanan Kybele burada da Romalılar tarafından ikonografik olarak değişime uğramıştır. Bu değişimlerden en önemlisi savaş kehanetinin doğru çıkmasıyla Romalıların gözünde yükselen Kybele oldukça saygı duyulmuş ve ona ‘Magna Mater’ yani ‘Büyük Ana’ denilerek, şehrin baş koruyucu tanrıçası olarak kabul görmüştür. Bu anlamın Kybele’ye yüklenmesiyle önceki dönemlerde ayakta, otururken, uzanırken ve tahta oturur şekilde tasvir edilen tanrıça Kybele, Roma da büyük bir tahta otururken ve yanında 2 tane büyük heybetli aslanla tasvir edilmeye başlanmış ve bu tasvirler oldukça büyük boyutlarda yapılıp şehrin önemli alanlarında sergilenmiştir. Tanrıçanın sevilen bir tasvir biçimi de dört köşe niş içerisinde ve çeşitli pozlarda gösterilmesidir. Bu tür yapıtlardan Epidauros Hieronun'da, İtalya'da ve Anadolu'da pek çok örnekler ele geçmiştir. Çoğu örneklerde tanrıça tam ölçüleri ile, ayakta veya otururken, başında surlu bir taç (polos) ve tamamen giyimli olarak, iki saç örgüsü yüzünün iki yanından aşağı sarkmış, elinde tympanum veya patera (libasyon 28 Albayrak, s. 175-176. 17 kabı), dizlerinde bir aslan veya iki yanında birer aslan, bazen yanında meşaleli bir figür, bazen bir genç (Attis) veya bazen de iki yanında yer alan biri genç diğeri yaşlı iki figür olduğu halde taht üzerinde oturur biçimde gösterilir. Heykeltıraşlık yapıtlarda da tanrıça Kybele sık sık konu edinilmiştir29. Yine tanrıçayı aslanlar tarafından çekilen arabasında tasvir eden bronzdan bir heykel grubu da Roma'da ele geçmiştir. Alışılagelmiş özellikleri ile tanrıça heykelciklerine İtalya'da da rastlanılmaktadır. Roma'da bulunan bir lâhitte tanrıça, merasim alayı içinde önünde aslanları ile tahta oturmuş, elinde tympanumu, önden sekiz kişilik zafer heykeli taşıyan bir grup ile birlikte on iki kişilik trompetçiler ve bir fil kafilesi olduğu halde bir plâtform üzerinde durmaktadır. Arles yakınında Avignon'daki bir müzede bulunan gümüş bir kap üzerinde tanrıça tahtı üzerinde oturduğu halde bir meyve sepetini sapından tutmaktadır. Tanrıçanın ve genç aşığı Attis'in başlarının süs olarak kullanıldığını işaret eden dört örnekte Galya'da bulunmuştur. Tanrıça Barselona mozaiğinde bir sirkin ortasında bir aslan üzerinde görünmektedir32. Magna Mater Roma surları içine herşeyden önce "Kent Koruyucu Tanrıça" niteliği ile girmiştir. Çünkü tanrıça ile ilgili arkeolojik yapıtların büyük bir kısmı onu başında surlu bir taç ile tahtında oturan ve önünde kutsal hayvanları, yani aslanları olan bir tanrıça olarak tanıtmaktadır. Bilindiği gibi bu surlu taç onun "Kent Koruyucu" gücünün simgesi olup Hellenistik devirde yaratılmış bir buluştur. Zil, tympanum, dümbelek, flüt onun orgiastik âyinlerinde kullanılan müzik aletleridir. Kendisi Besleyici (Alma) Ana (Mater)dir. Özünde ve tapınımında, doğanın engel tanımayan taşkın güçlerini sembolize eden Dionyzik karakter vardır. Yüksek dağ tepelerine ve karanlık orman köşelerine özel bir tutkusu vardır. Vahşi hayvanların, özellikle de aslanların hakimesidir. Çünkü tanrıça asıl öz karakteri ile el değmemiş vahşi doğanın temsilcisidir. Bir de, bazen kendisinin yanında rastladığımız bir Attis tipi vardır ki, üzerinde kısaca durmak gerekir. Özellikle Roma'lı ozan Catullus (LXIII)'da çok canlı bir biçimde belirtilen Attis, aslında Büyük Ana Tanrıçanın bitkiler âlemi üzerindeki fonksiyonu ile birleştirilmiş ve tapıpınımı da Phrygia'da merkezlenmiş, tanrıçanın aşığı genç bir bitki tanrısı olarak tanınmıştır. Yani kışın ölen ve ilkbaharda dirilen doğa güçlerini simgeleyen bir tanrı olarak kendisine tapınılmıştır. Böylece kökeninin Mezopotamya'ya kadar indiği, Sumerlerin aşk ve savaş tanrıçası İnanna'nın kocası doğa ve bereket tanrısı Dumuzi (Tammuz) ile aynı olduğu çoktan beri kanıtlanmıştır. Fakat Attis Catullus'da bir tanrı olarak değil bir rahip olarak gözükmektedir. 29 Çapar, s. 176. 32 Çapar, s. 177. 18 Bu o kadar şaşırtıcı değildir. Çünkü Attis adı aynı zamanda, tanrıça Kybele'nin Anadolu'daki büyük tapınım merkezi olan Pessinus'da bulunan tapınığının rahiplerine verilen genel bir isimdir. O halde Catullus'un anlattıkları Anadolu'dan esinlenmiştir diyebiliriz. Her ne olursa olsun, Cumhuriyet devrinde Roma'daki varlığı kanıtlanan Attis, İmparatorluk çağında tüm önemi ile kendini göstererek tanrıça Kybele ile birlikte İtalya'nın merkezi Roma'da Eski Doğu kültürünün bir temsilcisi rolündedir. Tanrıçanın bir de belgelerde sık sık ismi geçen "Gallus" adı verilen hadım rahipleri vardır. Kybele’ye yapılan âyinler olsun kurbanlar olsun bu kişiler tarafından yürütülmüştür30(Res. 7)31. Antik Yunanistan ve Roma’da Kybele’ye, Magna Mater (Büyük Ana) ya da Meter olarak inanılmaktadır ve ona tanrılar anası olarak saygı gösterilmektedir. Hatta Roma imparatoru Julianus için Kybele Zeus’un annesidir. Ayrıca Karen Tate’in görüşüne göre Roma imparatoru Augustus, eşi Livia’nın Kybele olduğuna inanmaktadır. Bunun yanı sıra antik Roma inancına göre Kybele, ozan Vergilius’un Aeneis Efsanesindeki, Roma imparatorluğu’nun temellerini atan kahraman Aeneas’ın koruyucusudur. Aynı zamanda ilginçtir ki Anadolulu Kybele ve Mısırlı İsis Roma imparatorluğu için bir devlet dini haline gelmiştir32. Bu kadar büyük bir ölüde tapınım gören Kybele için Roma da birçok tapınak inşa ettirilmiştir. Hatta bir dönem tanrıça Kybele ve tapınağının tasvirinin sikkeler üzerinde kullanıldığı bilinmektedir. Roma dininin büyük ölçüde Yunan dininden etkilenmesi, tanrı ve tanrıçalarını pantheonlarına kabul etmesiyle tapınım gösterdikleri Kybele kültünün, Yunanistan da tanınmasından sonra Yunan tanrıçalarıyla bağdaştırılması Roma döneminde de devam etmiştir. Kybele, Yunan mitolojisindeki doğa ve bereket tanrıçası Demeter ile bağdaştırılması devam etmiştir. Demeter kültü, Roma da ‘Ceres’ ismi ile anılmıştır. Ayrıca bu dönemde ele geçen veriler ışığında Kybele’nin Rhea, Persephone gibi tanrıçalarla da bağdaştırıldığı görülmüştür. Ayrıca antik Ana Tanrıça Kültü’nün, Demeter, Rhea ve buna bağlı gelişen Persephone inancının oluşumunda temel etken olduğu, elde edilen diğer veriler arasındır. Bunun yanı sıra, yazar Jacob Rabinowitz Tanrıça Hekate’nin, Kybele Kültü’nün kız kardeşi olduğu görüşüne yer vermektedir36. Romalılar herhalde Hannibal savaşının baskısı altında gerekli zaman ve vasıta bulamadıklarından, kente gelişinde önceleri tanrıçanın bizzat kendisine ait bir yer sağlayamadılar. Fakat olay, Romalıların tanrıçaya ilgilerini gösteren seremonilerle 30 Çapar, s. 177-178. Roller, s. 342. 31 Roller, s. 343. 32 Taşdemir, s. 41. 36 Taşdemir, s. 45. 19 kutlandı. Hatta onu devlet adına karşılamak üzere Roma'nın en seçkin ailesinden Scipiolar-bir kişi temsilci olarak seçildi. Tanrıçanın gelişine rastlayan günde bir Lectisternium düzenlendi ve o gün tatil ilan edildi. Hatta şerefine Megalensia adı verilen oyunlar kuruldu. Oyunlara verilen bu isimde ve oyunların kurulmasında tanrıçanın geldiği yerin -Anadolu'nun- etkilerini sezmemek olanaksızdır. Yine bu yeni tapınımın yardımcıları olarak Sodalitates denilen dinsel kardeşlik kulüpleri kuruldu. Hatta bunlardan birine meşhur M. Porcius Cato da üye idi. Kente gelişinden ancak on üç sene sonra, yani M.Ö. 191 de Senatus kararıyla tanrıçaya Palatinus tepesinde kendisinin olan bir tapınak yapıldı(Res. 8)33. Bugün bu tapınağın temelleri adı geçen yerde hâlâ görülebilir. Tanrıçanın Roma'ya geliş tarihi olan 4 Nisan’da yapılan Megalensia bayramının, tapınağın tanrıçaya adanma günü olan 10 Nisan’a kadar uzatılması da herhalde tanrıçanın bu tapınağının açılışı esnasında olmuştur. Tanrıçanın Roma’ya getirilmesinin anısına şölenler verildi, bunlara Mutitationes deniliyordu38. Fakat bu şölenler Ceres’in şölenleri ile karıştırılmamalıdır. Tanrıça için bu dönemde yapılan kült törenlerinde sevgilisi bazı kaynaklarda da rahibi ve çocuğu olarak geçen Attis’e de tapınım göstermişlerdir. Ayrıca bu kutsal bereket çifti için mutlaka her kült törenin de koç kurban etmişlerdir. Kybele kültü böylelikle geldiği son uygarlık olan Roma da Phrygia’daki gibi büyük ölçüde tapınım görmeye devam etmiştir. Ancak Roma’da Hıristiyanlığın yayılmasıyla diğer önemli kültüler gibi Kybele kültü de değerini kaybetmeye başlamıştır. 2.6. KYBELE’NİN DİĞER UYGARLIKLARDA ADLANDIRILMASI Hiçbir mitolojide hiçbir tanrı Ana Tanrıça kadar çeşitli adlarda adlandırılmamıştır. Bu ad ve sıfat çokluğu Ana Tanrıçanın kaynağı Anadolu'da olmak üzere uluslarüstü bir nitelik kazandığını kanıtlamaya yeter. Kültepe tabletlerinde adına Kubaba olarak rastlanır, Lydia'da adı Kybebe, Phrygia'da Kybele olarak geçer, Hitit kaynaklarında Hepat diye adlandırılır. Komana Pontika (Tokat bölgesinde Gümenek) ve Kayseri yöresindeki Komana Kappadokia (Kemer) kentlerinde adı çok eski bir Anadolu adı olan Mâ'dır. Sümer'de Marienna, Hitit'te Arinna, Mısır'da İsis, Syria'da Lat, Girit'te Rhea, Efes'te Artemis, İtalya'da Nemi gölü bölgesinde Venüs, Ana Tanrıçanın aldığı değişik adlardır. Ayrıca bazı yer adlarından üreme sıfatlara Yunanca meter, Latince mater sözcüğü eklenerek tanrıçanın bölgesel niteliği de dile gelmektedir. Sipylene Sipylos (Manisa) dağının, ldaia Girit'teki İda ve Troya'ya hâkim Kazdagının, Berekyntia Sakarya kıyısındaki eski bir kalenin, Steunene Aizani (Çavdarhisar) yöresindeki Steunos (Kesikmağara) mağarasının tanrıçası olduğunu belirtir; bu sıfatlar arasında en 33 Roller, s. 318. 38 Çapar, s. 179. 20 yaygın olan da Dindi/mene adıdır ki Dindymos dağının tanrıçası anlamına gelir. Anadolu'da ise Dindymos adını taşıyan üç dag vardır, biri Phrygia' daki Murat dağı, öbürü Mysia-Phrygia sınırındaki Kapıdağ, üçüncüsü de tanrıçanın en önemli merkezi olan Pessinus'a yakın Günyüzü dağıdır. Pessinus da eski adı Justinianopolis olan Sivrihisar'ın biraz güneyinde, Gordium'un güneybatısındaki Balhisar'dır. Ana Tanrıçanın Pessinus'tan da daha eski bir tapım merkezi Komana şehridir, ya da şehirleridir. Tarih kaynaklarından burada tapınılan tanrıçanın şimşek, topuz ve çift ağızlı baltayla simgelenen bir savaş ve zafer tanrıçası olduğu anlaşılır, Yunanlılar bu tanrıçayı savaş tanrı Ares'in çevresindeki Enyo ile, Romalılar ise Bellona ile bir tutmuşlardır. Bu niteliğiyle Ana Tanrıça'nın kültüyle Karadeniz bölgesinde merkezlenen Amazonlarla ilişkisi olduğu sonucuna varılır ki, anaerkil bir toplumun ürünü olan savaşçı Amazonları efsanelerin hepsi ister Artemis, ister başka adlarla anılan Ana Tanrıçanın hizmetinde, ya da onunla ilişkili olarak gösterir34. ÜÇÜNÜCÜ BÖLÜM KYBELE MİTOSLARI VE YANINDAKİ FİGÜRLER 3.1. KYBELE VE ATTİS’İN DOĞUŞU “Ben, işte buradayım. Her şeyin anası tabiat benim, bütün unsurların hakimesi, bütün başlangıçların başlangıcı, uluhiyetlerin en yükseği, gölgelerin kraliçesi, göktekilerin birincisi. Birçok şekiller altında bütün dünyada tevcil edilen biricik uluhiyetim.” (Apuleius; Metamorphoses I. 5.)35 Tanrıça Kybele’ye ait doğum mitosu hakkındaki bilgileri Yunan ve Romalı yazarların günümüze ulaşmış olan eserlerinden az da olsa bir bilgiye sahibiz. Kybele’nin doğum mitosu bazı kaynaklarda farklılık gösteren fakat en çok sevgilisi olarak bilinen Attis ile bağlantılıdır. Onların doğumu hakkındaki bilgileri Diodoros , Pausanias ve Arnobius’un eserlerinden öğreniyoruz. Diodoros’un anlatımında, tanrıça Kybele doğar doğmaz annesi tarafından terk edilir, mucizevi bir şekilde hayatta kalır. Anlatıma göre bebeğin babası Lydia kralı Maion ve annesi Dindymene’dir. Doğduğu zaman babası tarafından Kybelon dağına bırakılan bu çoçuk , vahşi hayvanlar tarafından beslenmiş ve Kybele adını almıştır. Arnobius’un anlatımında, Magna Mater (Kybele) Phrygia’daki Agdos Dağı’nın altında yatmış uyurken, Zeus (Jüpiter) onun ırzına geçmek ister. Tanrı amacına ulaşamaz menisini dışarı akıtmak zorunda kalır. Gebe kalan dağ, Agdistis adında, hem dişi hem de erkek organlarına ve her iki cinsin cinsel dürtülerine sahip olan vahşi ve azgın bir 34 Azra Erhat, Mitoloji Sözlüğü, Remzi kitapevi, İstanbul ,2007, s. 184 35 Franz Hançar, Bakırçağı Küçük Asyasında Büyük Ana Kültü, Türk Tarih Kurumu, Ankara, 1945, s. 263. 21 yaratık doğurur. Agdistis’in çift cinsiyetli oluşu ve bundan kaynaklanan şehvet düşkünlüğü tanrılar için bir tehdit oluşturduğundan, tanrılar onun erkeklik organını keserler. Bunlar toprağa düşer ve toprakta bir badem ağacı türer. Daha sonra Sangarios’un (Phrygia’da büyük bir ırmak) kızı ağaçtan badem toplar ve hemen hamile kalıp, çok güzel bir çocuk olan Attis’i doğurur36. Pausanias ise, Agdistis ve Attis’in doğuşunu şöyle anlatmıştır: “Zeus bir gece bir rüya görür ve bunun etkisi ile tohumunu toprağa döker. Bunun sonucunda Agdistis adında bir hermaphrodite dünyaya gelir. Yaptığı azgınlıklar ile tanrıları sinirlendiren Agdistis’i durdurmak için tanrı Dionysos görevlendirilir. Dionysos, Agdistis’in her gün serinlemek için gittiği suya şarap karıştırarak onu sarhoş etmeyi başarır ve sonra da erkeklik organını bir çam ağacına bağlar. Agdistis ayılıp kendine gelince birden zıplar ve böylece kendi kendini hadım etmiş olur. Agdistis’in kesilen organından akan kanlardan bir badem ağacı ve meyveler oluşur. Irmak tanrısı Sangarios’un kızı bu badem ağacından bir meyve alıp koynuna koyar ve hamile kalır. Kızın babası bu durumu öğrendikten sonra kızını ölüme terk eder ama tanrılar kıza yardım ederler ve onun beslerler. Kız, Attis’i doğurur. Babası Sangarios çocuğun doğduğunu duyduğunda bebek Attis’i sokağa atar. Tanrıça Attis’i alır ve onun himayesi altında bir keçi ve çobanlar tarafından yetiştirilip keçi sütü ile beslenir.”37. Pausanias bu mitosu 2 farklı şekilde anlatmıştır. 2. mitos ise şu şekildedir; “Phrygia ilinin sınırlarında Agdos adlı ıssız bir dağ varmış, orada Kybele tanrıçaya bir taş biçiminde tapınılırmış. Zeus tanrıçaya tutkulu bir şekilde âşık olmuş. Ana Tanrıça, Zeus’a yüz vermemiş; Zeus onunla birleşmeyi başaramayınca tohumunun bir kısmını dağ üzerine bırakmış. Zeus’un bıraktığı menilerden bir kısmı tanrıçanın rahminden içeri girer. Sonra Agdistis olarak adlandırılan korkunç bir yaratık dünyaya gelir. Tanrılar bu yaratığın ortadan kaldırılması gerektiğini düşünürler ve onu yok etme görevini Dionysos’a verirler. Agdistis, Dionysos’un yardımı ile hadım edilir. Agdistis’in cinsel organından akan kandan bir nar ağacı meydana gelir. Sangarios’un kızı ağaçtan bir nar alır ve göğsüne koyar, hamile kalır. Sangarios kızını evden atar, fakat tanrılar Nana’ya yardım ederler ve onu aç kalmaması için nar ile beslerler. Nana Attis’i dünyaya getirdikten sonra ortadan kaybolur. Attis tanımadığı insanlar tarafından keçi sütü ve bal ile beslenir.”38. 36 Albayrak, s. 36. 37 Albayrak, s. 37. 38 Albayrak, s. 37-38. 22 Pausanias’ın her iki anlatımında da farklılıklar görülmesine rağmen, doğuş mitosu ile ilgili en önemli ayrıntıları onun vasıtası ile öğrenebilmekteyiz. Kybele-Attis doğum mitosunun Anadolu kaynaklı olduğu düşünülür. Çünkü olayların yaşandığı yerler Anadolu bölgesindedir. Mitosta adı geçen ırmak tanrısı Sangarios, Phrygia bölgesinden geçen bir ırmağın adıdır. Olaylar, Agdistis, Attis, Sangarios üzerinde yoğunlaşmaktadır. Agdistis’in ve Attis’in doğuş mitosunun kökleri Tunç Çağı’nda (M.Ö. 3. yüzyıl), özellikle Hitit destan geleneğinde yatar. Hititler’e ait Ullikummi Şarkısı, Kumarbi söylencesi ve Yunan mitolojisinde Thegonia (Tanrılar’ın Doğuşu) mitosu ile benzer yönler sergilemektedir. 3.2. KYBELE-ATTİS MİTOSU Kybele ve Attis’in birliktelik mitosları, Lydia ve Phrygia (Pessinus) versiyonu olarak adlandırılan Yunan ve Roma yazarlarına ait anlatımlardır. Lydia versiyonu olarak adlandırılan anlatımda, mitos Lydia’da geçmektedir ve Attis ile yabandomuzu arasında yakın bir ilişki vardır. Bu hayvan Atys ya da Attis’i öldürür ya da bu hayvanın avlanması sırasında Attis istenmeyen yazgısına yenik düşerek öldürülür. Bu anlatım şeklinde Attis, Kybele’nin aşığı ya da hadım rahibi değil, kral soyundan gelen yaşayan bir kişi olarak görülür. Herodotos (M.Ö. 5. yüzyıl), Hermesianax (M.Ö. 3. yüzyıl başı) ve Pausanias’ın (M.S. 2. yüzyıl sonu) anlatımına dayanan Lydia versiyonu, bir kralın oğlu ya da rahip olan Attis ya da Atys isimli kişinin kaza sonucu yabandomuzu avı sırasında bir kişi tarafından öldürülmesine ya da arada hiçbir aracı olmadan direk yabandomuzu tarafından öldürülmesine dayanır. Lydia versiyonu anlatımlar içerisinde en erkeni Herodotos’a (M.Ö. 5. yüzyıl) aittir. Ancak bu yazar, Kybele (Agdistis)-Attis ilişkisinden bahsetmez, sadece o, Lydia kralı Kroisos’un oğlu olan Atys’in bir yabandomuzu avı sırasında Adrastos tarafından öldürülmesinden bahsedilir. Burada Attis yerine Atys adını görürüz. Herodotos’un anlatımı, Lydia kralı Kroisos’un iki oğlu vardır. Bunlardan biri dilsizdir, diğeri iste Atys adında tüm yaşıtlarından her yönden daha önde olan bir gençtir. Kroisos bir gün rüyasında Atys’in demir uçlu bir kargı ile öldürüleceğini görür ve uyandığında ilk iş olarak onu evlendirmeye karar verir. 23 Rüyasından esinlenerek oğlunun komutanlık görevini elinden alır yani onun kargı gibi silahlara uğraşmasını engelleyecek tüm tedbirleri alır. Atys’i evlendirme hazırlıklarının olduğu bir zamanda Phrygia’dan bir misafir Lydia’ya gelir39. Bu kişi Phyrgia kralı Gordios’un oğlu, Midas’ın torunu Adrastos’dur. Kardeşlerinden birini öldürdüğü için ülkeden atılmıştır.Kroisos ona sahip çıkar ve kendi ülkesinde dilediği gibi yaşayabileceğini bildirir. Bu adam Lidya kralının sarayına yerleşir. O sıralarda Mysia yöresinin Olympos dağlarının olduğu kısımda, Mysia’lı çiftçilerin tarlalarını silip süpüren, ekinlere zarar veren bir yabandomuzu ortaya çıkmıştır. Bu çiftçiler ellerinden geleni yapsalar da yabandomuzunu yok edemezler, bunun üzerine çiftçiler kral Kroisos’a elçi yollarlar ve onun oğlunun, adamlarının köpeklerini alarak bu yabandomuzunu öldürmek için gelmelerini isterler. Kral, oğlu dışında tüm istedikleri kişilerin ve köpeklerin yollanacağını onlara söyler ama Atys babasının Mysia’lı elçiler ile konuştuklarını duyar ve kendisinin de bu avda bulunması gerektiğini babasına bildirir. Kroisos oğluna rüyasında gördüklerini anlatır ama oğlu Atys’i bu ava gitmemesi için ikna edemez, çünkü Atys, babasına bu avda savaş gibi bir durumun olmadığını, yabandomuzunun da kargı kullanamayacak olduğundan başına bir olay gelmeyeceğini söyler ve ava katılır. Bunun üzerine kral, oğlunu koruması için Phyrgia’dan gelen Adrastos’u oğluna göz kulak olması için yollar. Adrastos, kralı kırmayarak av partisine katılmak hiç adeti olmadığı halde ava Atys’i korumak için katılır. Tüm görevlendirilenler ve köpekler yola çıkarlar. Olympos’a ulaştıklarında yabandomuzunu bulmak için bir sürek avı başlatılır, domuzu bir köşeye sıkıştırırlar ve kargılarını onun üzerine Kroisos’un görevlendirdiği Adrastos kargısını fırlattığında Atys’i vurur, kargının ucu saplanır ve o ölür. Böylece de Kroisos’un rüyasında gördüğü kehanet doğru çıkar. Ama üzücü olan bu cinayeti ülkeye misafir olarak gelen kişinin işlemesidir. Adrastos, kardeşini öldürdüğü gibi birini daha öldürmüştür. Bu avcı grubundan biri koşarak Lydia Devleti’nin başkenti Sardeis’e varır ve krala oğlunun Adrastos tarafından öldürüldüğünü bildirir. Bu ölüm onu altüst eder ama onu asıl üzen oğlunun katilinin onu korumakla görevli olan kişinin olmasıdır. Kroisos bu yaşananlardan dolayı, Zeus’a isyan eder. Ava gidenler Atys’in ölüsünü Lydia’ya getirirler, katil onların arkasından gelmektedir. Ölünün arkasından gelen Adrastos bu yaptıklarının cezası olarak kendisinin öldürülmesi gerektiğini söyler ve kurban edilmek ister. Ancak kral, ona “konuğum” diye hitap ederek ocağını söndüren Adrastos’a acır ve onu bağışlar. Lydia kralının oğlu törelere uygun olarak gömülür. Gece olunca yaptıklarına dayanamayan Adrastos, Atys’in mezarı üzerinde kendi canına kıyar. Bu anlatımda Atys, avcılıkla uğraşan, savaşlarda başarılı olan bir kişi olarak anlatılmıştır. Açıkçası bu kişinin Phrygia dışında, Lydia’da yaşayan bir kişi olarak bu adı alması oldukça ilginçtir. Ayrıca, Atys’in mezarının Lydia’da, başkent Sardeis yakınlarında bulunduğunun da burada belirtildiği görülür. O halde bu kişi bir tanrı olmaktan ziyade yaşayan bir kişidir. 39 Herodotos. Tarih, çev. Müntekim Ökmen, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2006, s. 21-22. 24 L. E. Roller’ın deyimiyle Atys’in Anadolu’da yaşayan erkeklere verilen bir isim olduğunu ve bundan dolayı bu kişinin tanrı ya da kral olan Attis olmayacağını belirtir. Attis’in bir yaban domuzu avı sırasında öldürülmesi, Aphrodite’in genç sevgilisi Adonis’in ölümünü hatırlatır. Aslında bu hikayedeki öykünün çekirdeği vahşi yaban domuzu sahnesi değildir. Bu sadece Mitosun bir yüzüdür, ama genelde avlanma motifi öykünün çekirdeğidir. Hermesianax’ın deyimiyle, Attis, Phrygialı Kalaos’un doğuştan hadım olan oğludur. Büyüdükten sonra Lydia’ya göç eden ve orada Ana Tanrıça Kybele’nin ayin şenliklerini kutlar. L. E. Roller, Pausanias’ın anlatımlarını, Pausanias A ve B şeklinde ikiye ayırmıştır. Pausanias’ın anlatımlarındaki bu ayrım ışına, mitosun geçtiği yerler ve içeriği konusunda da bazı farklılıklar bulunmaktadır. Bunun içinde Pausanias’ın anlatımlarının ilkini Lydia versiyonu olarak adlandırılan anlatımlara, ikincisini de Phrygia (Pessinus) versiyonu olan anlatımların arasına yerleştirmemiz gerekir. Pausanias: “Phrygialı Kalaos’un oğlu olan Attis üreme iktidarı olmaksızın doğmuştur. Büyüyünce Lydia’ya gider ve onlara Ana Tanrıça kültürünü kabul ettirir. Attis, Ana Tanrıça tarafından o kadar hürmet ve takdir görür ki Zeus bu olaya sinirden ve öfkesinden Attis’in arkasından ülkeye bir domuz gönderir. Bu domuz birçok Lydia’lı ile birlikte Attis’i de öldürür. Bu yüzden Pessinus’ta ki Galatialılar domuza dokunmazlar.” Pausanias, Kybele ve Attis mitosunu anlatırken iki farklı Attis tiplemesi ortaya çıkarır ve ayrıca bu anlatımlarda olayın geçtiği yerlerin de farklılığı göze çarpar. Bunun içinde Lydia kralının ülkesine giden ve Kybele kültünü Lydialılara tanıtan Attis’in görüldüğü anlatım, Lydia versiyonu, tanrıçaya sadık kalacağına söz veren ama sözünü tutamayarak Pessinus kralının kızına aşık olan Attis’in başından geçenlerin anlatıldığı olayların Pessinus da geçtiği anlatımda Pessinus versiyonu anlatımlarına dahil edilir. Bazı araştırmacılara göre Pausanias’ın anlattığı mitoslardan Lydia versiyonu anlatım, yazar Hermesianax’dan alıntı yapılarak oluşturulmuştur. Ayrıca bu iki yazarın anlatımlarının benzerliği bunu gösteriyor. Ve ayrıca Hermesianax’ın anlatımının Pausanias’ın anlatımından daha erken bir tarihte yazılması da bu düşünceye kaynaklık eder. Pausanias Lydia anlatımında Attis, Phrygia da ölümlü bir babadan doğan, kısır olan, yetişkinliğinde lydia’ya taşınan ve orada Ana Tanrıça ayinlerini Lydia’lara tanıtan, büyük bir rahip olan, Zeus kültünü gölgede bırakmasından olayı Zeus tarafından kıskanılan önemli bir şahsiyettir. Bu anlatımda, Kybele ve Attis’in birlikteliğine ve aşkına değinilmemesi dikkati çeker. Burada ki Attis, tanrıçaya kendisini adamasından sonra tanrısal konuma ulaşmış bir insan ya da rahiptir. Attis’in normal bir insandan sonra tanrıya dönüşmesi, onun tanrıçayla aşk yaşamasından değil, ona olan bağlılığından dolayı olmalıdır. 25 Galatların et yememesini bu şekilde anlatılan bir açıklamanın yapılması ve bu külte girenlerin balık ve yabandomuzu eti tüketmemeleri muhtemelen buradaki anlatımlarda tanrılarını ya da prenslerini öldürdüğü için lanetledikleri bu hayvanın etini yememek için olmalıdır. Ayrıca, bu tanrı ve tanrıçanın toprak ve tahıl ürünleri ile olan ilişkisini düşündüğümüzde, Attis, tarladaki topraktan çıkan ekinleri, tanrıça da toprak ana olarak Attis’i kucaklayan anneyi, Attis’i öldüren yaban domuzu da tahılın başına gelecek kötülükleri simgelemektedir. Bundan dolayı da bu hayvan verimsizlik ve bereketsizlik getireceğinden istenmeyen bir varlık görülmüştür. Phtygia (Pessinus) versiyonu olarak adlandırılan anlatımlar da genellikle Attis, Agdistis’i ya da Kybele’yi aldatan bir sevgili olarak görülür ve onun Kybele’nin hadım rahibi olarak ölmesi teması ana konudur. Phrygia (Pessinus) versiyonu, Dioros (M.S. 1. yüzyıl), Vius (M.S. 1. yüzyıl), Pausanias (M.S. 2. yüzyıl), Arnobius (M.S. 3. yüzyıl) ve Servius’un (M.S. 4. yüzyıl) anlatımlarına dayanır. Mitosun Lydia versiyonunda bir kralın oğlu olarak görülen Attis tiplemesi, Phrygia (Pessinus) versiyonunda Kybele’nin iradesine sahip olamayan sevgilisi olan bir tanrı olarak karşımıza çıkar. Kybele büyüyünce ilk önce Attis ardından da Papas adında bir genci sevdi, onunla yakın ilişkiye girdi, onun anne ve babasını tanıdığında hamileydi. Kralın sarayına götürüldü, bakire olarak kabul edildi ama hamile olduğu anlaşıldı ve baba onu büyüten çobanları ve Attis’i öldürttü. Ve bedenleri mezarsız bıraktı. Bu gence karşı olan sevgisi ve kendisini büyütenlerin başına gelenlerden dolayı çıldıran Kybele, dağınık saçlarıyla, inleyerek ve tef çalarak ülkeden ülkeye dolaştı durdu. Bu anlatımda Kybele ve sevgilisi Attis arasındaki ilişki diğer anlatımlardan biraz daha farklıdır burada, Attis ve Kybele uygunsuz bir ilişki yaşamışlar ve sonucunda da cezalandırılmışlardır. Sonra diğer anlatımlarda, Attis kusuru işleyen, Kybele ise öç alan kişi olarak gösterilmiştir. Ayrıca buradan Attis’in annesi Nana’da görülen bakire ana tanrıça olmanın kutsallığı burada devam etmiş gibi görünüyor.Anlatımda Attis’in Kybele tarafından değil de babası tarafından öldürülmesi ve hadım edilmesi diğer anlatımlardan farklı olan başka bir noktadır. Ovidius : Phrygialı genç, güzel yüzlü Attis ormanlarda kule taşıyan tanrıçayı yendi lekesiz aşkla… itaat sözü verdi ama yemini bozdu ve Nympha Sangaritis ile kendisi olmaktan çıktı. Bunun için öfkeli tanrıça onu cezalandırdı, Attis çıldırdı, evi yıkılıyordu sanki, kaçtı koşarak Dindymus Dağı’nın tepesine, ‘Meşaleleri Kaldırın’ ‘Kamçıları kaldırın’ diye bağırır, yemin eder Palaestine tanrıçalarının orada olduğuna, keskin bir taşla kendini hadım edip uzun saçlarını peşinden sürükledi. Şöyleydi çığlığı: ‘Hak ettim, kanla ettiğim cezaları ödüyorum, bana zarar veren o bölümler yok olsun’… kasıklarının ağırlığını kaldırıp attı, çılgınca kendinden geçmesi örnek oldu ve kadınsı rahipleri saçlarını sallayarak aşağılık uzuvlarını keserler. Tanrı Attis’in hadım edilmesi temasının ilk defa bu anlatımda işlendiğini görüyoruz. Pausanias: “… Attis’e Ana tanrıça (Kybele) aşık olur. Attis ona sadık kalacağına söz verir ama Pessinus kralının kızına aşık olur. Attis kralın kızı ile evleneceği sırada düğün konukları arasından Agdistis (Kybele) görünür ve 26 kıskançlığından Attis’i çıldırtır. Dağa kaçan Attis bir çam ağacının altında kendini hadım eder ve ölür. Anından menekşeler meydana gelir. Bu yaptığından pişman olan Agdistis(Kybele), Zeus’a yalvarır ve Attis’in yeniden dirilmesini ister. Ancak, Zeus Attis’in bedeninin hiç çürümeyeceğini, saçının hep uzayacağını, yalnızca sağ elinin küçük parmağının hareket edeceğine söz verir. Tanrıça, Attis’i Pessinus’a gömer ve o her yıl yapılan törenlerde tanrı olarak anılır. Arnobius: ‟Genç Attis’e Agdistis /Magna Mater aşıktır ve Agdistis gizlice Attis’e birçok kez av hediyesi vermiştir. Attis bir gün sarhoşluğu sırasında onların aşkına ihanet eder ve Midas’ın kızı İa/İo ile evlenir. Kral Midas düğününden Agdistis’in haberi olmasın diye şehir kapılarının kapanmasını emreder. Ama Manga Mater şehir duvarlarını başı ile kaldırarak içeriye girer. Agdistis çılgınlık içinde tüm topluluğa saldırır ve bunun sonucunda Attis kendini bir çam ağacının altında hadım eder ve kestiği cinsel organını Agdistis’e fırlatır. Magna Mater bunu gömer ve bundan menekşeler meydana gelir. İa/İo ise Attis’in bedenini yüne sarar ve Agdistis ile birlikte o da ağlar. Daha sonra İa/İo kanından mor menekşeler mezarından da badem ağacı meydana gelir. Manga Mater çam ağacını mağarasına taşır ve Agdistis ile birlikte Attis için ağıt yakar. Üç kader tanrıçası Kybele’nin isteği için Attis’in çürümemesine, saçlarının uzamasına ve küçük parmağının hareket etmesine izin vermiştir. Bunun üzerine Agdistis, Attis’in bedenini Pessinus’ta kutsar ve her yıl rahipsel kutlamalar ile onurlandırılmasına izin verir. ‟ Bu anlatımda tanrıça, Kybele adı görülmez; Agdistis adı ile ön plana çıkar. Bu anlatımda, Tanrı Attis’in ölümü de diğer anlatımlara göre biraz daha farklıdır. Onun ölümü, tanrının kendisini bir çam ağacının altında hadım etmesi ile gerçekleşir. Buradaki Attis’in bedeninin yüne sarılması, Mart törenlerindeki bir uygulamanın temeli olmalıdır. Demek ki Kybele’nin hadım rahipleri, bu mitostaki Attis karakterini fazla önemsiyorlardı. Ayrıca, Agdistis’in (Kybele), tanrı Attis’in cinsel organını toprak içerisine gömmesi, bu tanrının üremedeki gücünün göstergesidir. F. Maternum, Kybele-Attis mitosunda geçen ayrıntıların anlamını yorumlarken Kybele’yi toprağa Attis’i de topraktan çıkan ekine benzetir. Kybele’nin Attis’e olan sevgisini de toprağın ekini sevmesine, tanrının hadım edilmesi cezasını da çiftçinin orakla olgun ekinleri kesmesiyle, tanrının ölümünü de kesilen ekinlerden düşen tohumların toprağa saklanması şeklinde niteler ve her yıl toprağa serpilen tohumların yıllık sürelerle yeşermesini de Attis’in yaşama dönmesi ile ilişkilendirir. Attis’in cinsel organının toprağa gömülmesi sonucu menekşelerin ortaya çıkması nedeniyle, Adonis’in kanından menekşelerin oluşması arasında bir bağlantı kurulmuş olunabilinir. Julianus, Kybele’nin eşi olan Attis’in hadım edilmesini, maddi dünyanın sonsuzluklarına doğru hızlı düşen Attis’in isteklerine gem vurulması olduğunu belirterek insanoğlunun da Attis gibi içindeki taşkınlığa gem vurmasıyla, bir olana erişebileceğini vurgular. 27 Servius: Güzel çocuk Attis, ‟Mater Magna’nın üst rahibidir. Şehrin kralı tarafından seviliyormuş ama onun bir zorbalık yapacağını anladığı zaman ormanlara kaçmış. Ancak kral tarafından bulunmuş ve kralın kendisine tecavüz etmesinden önce kralın cinsel organını kesmiş. Aynı şeyi ölmekte olan kralda Attis’e yapmış. Mater Magna’nın rahipleri bir çam ağacının altında ölmekte olan Attis’i bulurlar ve onu tanrıçanın tapınağına götürürler. Onu hayatta tutabilmek için her şeyi yaparlar ancak sonuç alamazlar. Attis’in cesedini gömerler, tanrıça da her yıl ona tören düzenler. ‟ 40. 3.3. KYBELE-ATTİS MİTOSUNA BENZER MİTOSLAR 3.3.1. İNANNA/İŞTAR VE DUMUZİ/TAMMUZ MİTOSU İnanna/İştar ile ilgili en önemli mitoslardan bir diğeri ise “İnanna/İştar’ın Yeraltı/Ölüler Dünyası’na İnişi” ile ilgili mitostur. Bu mitos uzunca bir süre Sami halklarına (Akad/Babil/Asur) ait bir mitos olarak görülmüştür çünkü bu mitosun anlatıldığı Sümerce tablet oldukça geç bir tarihte ortaya çıkarılmıştır. Ancak Nippur kentinde yapılan kazılarda bulunan Sümerce tabletler, bu mitosun Sümer mitolojisinde de var olduğunu göstermiştir. Mitosun ne Sümer ne de Sami dillerinde yazılan versiyonlarında tanrıçanın neden ölüler dünyasına indiği açıklanmamıştır. Ancak Sami dillerindeki versiyonların sonunda Temmuz’dan bahsedilmesi tanrıçanın kocasını/sevgilisini kurtarmak için yeraltı dünyasına inmiş olduğunu işaret eder. Mitosa göre İnanna/İştar bilinmeyen bir nedenden dolayı yeraltı (ölüler) dünyasına inmeyi aklına koyar. Bunun için bütün “yasalarını” bir araya toplar, kraliçelere has giysi ve mücevherler ile süslenir ve “dönüşü olmayan ülkeye” gitmeye hazırlanır. İnanna/İştar ölüler diyarına inmeden önce orada başına gelebilecek herhangi bir olay için tedbir almıştır. Tanrıça, yardımcısı Ninşubur’dan eğer üç gün içinde geri dönmezse üç büyük tanrıya; Enlil, Nanna/Sin ve Enki/Ea’ya gitmesini istemiş ve kendisinin orada öldürülmesini engellemeleri için yalvarmasını buyurmuştur. Vezirini bu şekilde tembihleyen tanrıça ölüler diyarının kapısına gelir. Burada, “cehennem dünyasının” kapısında bekleyen bekçi önce kendisini kendisini içeri almak istemez. Sümerce versiyonda İnanna/İştar ablası Ereşkigal’i yardımlarıyla bekçiyi içeri girmek konusunda ikna eder. Akadça versiyonda ise çok daha saldırgan bir tavır takınan İştar bekçiyi “ölüleri serbest bırakmakla” tehdit eder ve bu şekilde “cehennemin kapılarını” açtırır. Mitosa göre cehennemin yedi kapısı vardır ve tanrıça her bir kapıyı geçerken giysilerinin bir parçasını çıkarır. Yedinci kapıyı geçtikten sonra, ablası olan yer altı tanrıçası Ereşkigal’in huzuruna getirilir. İnanna/İştar burada yeraltının yedi yargıcının karşısına çıkar ve onların “ölümcül bakışlarıyla” vücudu bir ceset haline gelir ve kazığın üzerine asılır. Bu arada üç gün geçmiştir ve tanrıça geri dönmeyince Ninşubur, tanrıçanın kendisine tembih ettiği gibi üç tanrıya gider. Enlil ve Nanna/Sin Ninşubur’un yardım teklifini geri çevirir, ancak 40 Ergün, s. 42- 49. 28 Enki/Ea bazı sihirsel işlemlere başvurarak, İnanna/İştar’ı yeniden canlı duruma getirecektir. Bunun için Enki/Ea, Kurgarru ve Kalaturru adında iki acayip yaratık yaratır ve bu yaratıklarla ölüler diyarına yaşam yiyeceği ve içeceği gönderir. Enki/Ea, Kurgarru ve Kalaturru’ya yaşam yiyeceği ve içeceğini İnanna/İştar’ın cesedi üzerine altmış kez serpmelerini söyler. Ölüler diyarına giden yaratıklar söyleneni yapar ve tanrıça yaşama geri döner. Daha sonra tek tek giysilerini alır ve yeryüzüne geri döner. Ancak, yerine birisini bulup koymadıkça ölüler dünyasından çıkamama kuralı vardır. Bu nedenle İnanna/İştar kendi yerine sağlayacağı kimseyi alıp getirmek üzere yanında iki cinle diriler dünyasına çıkar. Mitosun bundan sonraki kısmı, tanrıçanın ölüler dünyasına çıkmak için kimi yerine gönderdiği belirsizdir. Mitosta Dumuzi/Tammuz’un neden ve nasıl yeraltı/ölüler dünyasına indiğini açıklayan bir ipucu bulunmasa da Dumuzi/Tammuz ayinlerinden çoban tanrının yeraltı/ölüler dünyasına inişinin yeryüzünde yarattığı etkiler hakkında bazı bilgiler edinebiliyoruz. Çoban tanrının yeraltına/ölüler dünyasına inişi ve İnanna/İştar’ın da kendisini aramaya gidişi ile yeryüzünde bereketin, cinsel verimliliğin ve üretkenliğin yok olduğunu görüyoruz. Dumuzi/Tammuz ve İnanna/İştar’ın geri gelmesiyle tekrar canlanan doğa ile yeryüzünün bereketi ve üretkenliği geri gelmektedir. Bu bağlamda her sonbahar ölen ancak her ilkbaharda dirilen bir Dumuzi/Tammuz karakteri çizilmiş, Dumuzi/Tammuz ve arkasından tutulan yas, kült törenlerinde mitosun ritüel ile ilgili en önemli parçası haline gelmiştir. Bir tanrı çiftinin mevcut olduğu ve bu çiftin yeraltı dünyası ve ölüm ile ilgili hikayelerinin, mevsimsel süreçler, bereket, verimlilik ile ilişkilendirildiği mitoslar pek çok farklı uygarlığın mitolojisi içerisinde yer almaktadır41. 3.3.2. APHRODİTE VE ADONİS MİTOSU İnanna/İştar, Fenike kültüründe Astarte, Mısır mitolojisinde Hator/İsis, Yunan mitolojisinde ise Aphrodite ile özdeşleştirilir. İnanna/İştar ile Aphrodite hemen hemen aynı kavramları temsil etmektedirler. Her ikisi/üçü de güzellikleri ve kalplere verdikleri duygular ile öne çıkar. Mezopotamya’dan Hellen dünyasına Tanrıça İnanna/İştar kültü ile beraber onun eşi olarak Tanrı Dumuzi/Tammuz figürü de geçmiştir. Yunan mitolojisinde Dumuzi/Tammuz’un yerini alan figür Adonis’tir. Yunan mitolojisine göre Adonis’in annesi Suriye kralının kızı Myrrha’dır. Aphrodite’nin lanetlediği bu kız öz babasına aşık olmuş ve babasını kandırarak onunla birlikte olmuş, ondan hamile kalmıştır. Bunu anlayan babası kızını öldürmek istemiş ancak tanrılar kıza acıyıp onu bir mersin ağacına çevirmişlerdir. Dokuz ay sonra ağacın kabuğu çatlamış ve ağacın gövdesinden çok güzel bir bebek çıkmıştır. Çocuğun güzelliğine vurulan Aphrodite onu saklaması için Persephone’ye vermiştir. Çocuk büyüyüp yakışıklı bir delikanlı olunca Persephone onu Aphrodite’ye geri vermek istemez. Bunun üzerine iki tanrıça kavga etmiş, iki tanrıça arasında yargıçlık yapan 41 Tarık ZAFER, Ortadoğu Mitolojisi, Mitoloji Tarihi Yayınları, İstanbul, 2016, s. 114-116. 29 Zeus Adonis’in yılın 4 ayı Persephone’nin, 4 ayı Aphrodite’nin yanında, diğer dört ayı ise kendi istediği yerde geçirmesini kararlaştırmıştır. Adonis yılın sekiz ayını Aphrodite’nin yanında geçirmeye karar verince diğer tanrılar onu kıskanarak Adonis’in üzerine bir yaban domuzu salarlar ve Adonis bu domuzu avlamak isterken ölür. Adonis’ten akan kandan Manisa lalesinin çıktığı, sevgilisine yardıma koşan Aphrodite’nin ayağına batan dikenin de o güne kadar yalnızca beyaz açan gülü kırmızıya boyadığı söylenir42. 3.4. CORYBANT’LAR Korybantes ve Kuretai diye yazın kaynaklarında geçen Ana Tanrıça'nın rahiplerini Euripides Bakkha'lar "tragedyasında şöyle tanımlar: ‘’ Ey karanlık diyarı Kureta 'ların. Girit'te Zeus 'un doğduğu kutsal mağaralar! Orada icat ettiler, benim için, üç sorguçtu miğfer giyen Corybant'lar çembere gerilen deriyi. Orada karıştı coşkun davul sesleri Phrygia kavallarının tatlı nefeslerine. Corybant'lar davulu Rhea anamıza verdiler Bakkha 'ların çığlıkları arasında gümbürdesin diye. ‘’ Kureta'lar Giritli ana tanrıça Rhea'nın, Korybant'Iar da Phrygialı ana tanrıça Kybele'nin rahipleridir. Burada iki ana tanrıçanın ve onun hizmetinde bulunan efsanelik rahiplerin de birbirine karıştığı görülür. Korybas Lydia ya da Phrygia dilinde ilkin Attis'e verilen bir addır. Kureta'lar ise Zeus efsanesinde rol oynayan cinlerdir. Toprağın oğulları oldukları söylenir: Rhea Girit'in Lyktos magarasında Zeus'u doğurduğu zaman onu Amaltheia adlı nympha'ya teslim eder, Amaltheia da onu keçi sütüyle besleyip büyütür (Amaltheia ), ama tanrı bebeğin seslerini Kronos duyup da öbür çocukları gibi Zeus'u da bulup yutmasın diye, Rhea çocuğun çevresinde Kureta'ların coşkun rakslarla tunç kalkanlarına vura vura gürültü yapmalarını emretmiş, böylece çocuğun bağrışmalarını tunç sesleriyle boğuyorlarmış. Efsaneye göre Kureta'lar iki ya da dokuzmuş. Sonradan Zeus, Kybele ve Dionysos tanrılarının kültleri birbirine karışmış ve Daktyl'ler, Korybant'Iar ve Kureta'lar, hepsi birden Ana Tanrıça Kybele'nln kültüne bağlanmıştır. Bu rahipler Kybele ayinlerini baş döndürücü rakslarla, bağrışmalarla, flüt, davul ve tef sesleriyle kutlarlar, gümbürtülü bir vecit 42 Erhat, s. 11-12. 30 içinde kendilerinden geçerek "enthousiasmos" denilen duruma girerek tanrıya karışmayı sağlarlardı43. DÖRDÜNCÜ BÖLÜM ANA TANRIÇA KÜLT TÖRENLERİ 4.1. DİNİ TÖRENLERİN YAPILDIĞI YERLER 4.1.1. YUNANİSTAN Ana tanrıça kült törenlerinin Yunanistan da uygulanış biçimleri konusunda pek fazla bilgi sahibi değiliz. Çok fazla bilgi sahibi olmasak da Yunanistan da uygulanan bu kült törenlerinin Phrygia ve Roma’daki kült törenlerinden pekte farklı olmadığı düşünülmektedir. Ana tanrıça kültü üzerine çalışan günümüz yazarları Yunanistan’da gerçekleşen bu törenler hakkında fikirler vermektedirler. Lynn E. Roller, Ana Tanrıça’nın izinde adlı kitabında Kybele adına yapılan “Galaxia” (γαλάζια) adlı bir Atina bayramından söz eder49. Bu bayram adını şenlikler sırasında tüketilen arpa ve süt karışımı lapadan alır. Muhtemelen bayramın anlatılan bu kısmı, Attis’in ölümünün ardından tutulan yas sırasındaki perhiz kısmıdır. Bu uygulama, tanrı veya tanrıçanın çektiği ızdırabı ve acıyı paylaşmak için olmalıdır. Hellenistik dönemdeki Ana tanrıça kült törenlerinde gerçekleşen uygulamaları ele geçen idari yazıtlardan öğrenmekteyiz. Bu törenlerden bazıları, çoğu kültte rastlanılan standart uygulamalardır. Bu töreni rahibeler yönetir. Aynı metinde, saptanmış günlerde yapılan başka kurban törenlerinden söz edilmesi, yıl boyunca birkaç kurban töreni ve bayram olduğunu göstermektedir. Kybele adına iki özel tören vardır. Bunlar, ‘Strosis’ yani döşeme ve ‘Agermos’ yani toplama bayramıdır. Rahibenin mali yükümlülüklerini belirten bir bildiride bu bayramlardan bahsedilmiştir. Burada rahibenin “iki tahtı mümkün olduğunca güzel bir biçimde döşemesi, toplama sırasında sıvı adağı taşımayan kadınlara gümüş süsler takması” istenerek, döşeme işlemi anlatılmıştır. Döşeme başka metinlerde de önemli bir görev olarak geçer. Bu metinlerde de ‘Agermos’ sözcüğü ile karşılaşılmıştır. Meter’in dilenci rahipleri ‘metragyrai’ tarafından tanrıça adına toplanan armağanlarla ilgilidir. Ancak ‘agermos’un yardım toplayan rahiplerden kaynaklandığına dair bir belirti de yoktur44. Yunanistan da Kybele’nin bazı kaynaklarda sevgilisi bazı kaynaklarda da rahibi olarak belirtilen Attis adına da ‘Attadeia’ adı verilen bir bayram yapılır. Bu bayramdan bir kabartma metninde bahsedilmiştir; rahibenin Attis için her iki ‘Attideia’da sedir döşediği için takdir edildiğinden söz edilerek Attis adına iki bayramın yapıldığını anlayabiliyoruz. Böylelikle de bu bayram ile ‘Strosis’ (döşeme) 43 Erhat, s. 180-181. 49 Roller, s. 214. 44 Roller, s. 217-218. Albayrak, s. 198. 31 ve ‘Agermos’ (toplama) bayramları arasında bir bağlantının olduğunu anlayabiliyoruz. Söylence ve kült, ‘Strosis’in, yas töreni için üzerine Attis heykeli yatırılan bir cenaze sediri döşemek olduğunu düşündürüyor. Bu törenin benzer varyantları Theokritos’un anlattığı ‘Adonia’da rastlanmıştır. Her yıl ‘Adonia’ sırasında ölü Attis’in heykeli cömertçe donatılmış bir sedirin üzerinde sergilenirmiş. Bir başka ‘Strosis’ örneğinde rahibeye iki taht döşemesinin emredilmesi, Attis heykelinin Kybele’ninkine koşut bir tahtta oturtulduğu belirtiliyor. İki ‘Attideia’, yani evlenme ve tanrı için yas tutma törenleri bunlar olmalıdır. Ve biri evlilik, biri cenaze sedirinin döşenmesini gerektiriyordu45. 4.1.2. ROMA Ana tanrıça Kybele kültü Roma’ya II. Pön savaşı (M.Ö. 204) sırasında getirildiğinde Romalılar savaşın baskısından dolayı kentte ana tanrıçaya ait özel bir yer ayarlayamadılar. Ancak bu olay Romalıların tanrıçaya ilgilerini gösteren seremonilerle kutlandı. Hatta onu devlet adına karşılamak üzere Roma'nın en seçkin ailesinden ‘Scipiolar’ bir kişi temsilci olarak seçildi. Tanrıçanın gelişine rastlayan günde bir ‘Lectisternium’ düzenlendi ve o gün tatil ilan edildi. Hatta şerefine ‘Megalensia’ adı verilen oyunlar kuruldu. Oyunlara verilen bu isimde ve oyunların kurulmasında tanrıçanın geldiği yerin ‘Anadolu'nun etkilerini sezmemek olanaksızdır’. Yine bu yeni tapınımın yardımcıları olarak ‘Sodalitates’ denilen dinsel kardeşlik kulüpleri kuruldu. Hatta bunlardan birine meşhur M. Porcius Cato da üye idi. Kente gelişinden ancak on üç sene sonra, yani M.Ö. 191 de senatus kararıyla tanrıçaya Palatinus tepesinde kendisinin olan bir tapınak yapıldı. Tanrıçanın Roma'ya geliş tarihi olan 4 Nisan da yapılan ‘Megalensia’ bayramının, tapınağın tanrıçaya adanma günü olan 10 Nisan’a kadar uzatılması da herhalde tanrıçanın bu tapınağının açılışı esnasında olmuştur46. Ana tanrıça’nın Roma’ya gelişi ile birlikte Romada Magna Mater ve Attis adına birçok ve önemli kült törenleri düzenlenmiştir. 4.1.2.1. MART TÖRENLERİ Roma’da, Magna Mater (Kybele) ve Attis adına Mart ayında yapılan törenler iki aşamalı olarak düzenlenir: Attis’in tutkusu ve ölümü anısına ‘Tristia’ , uzun bir kış uykusundan sonra tekrar dirilmesi anısına düzenlenen şenlikleri içeren ‘Hilaria’. Mart törenleri, 15–27/28 Mart tarihleri arasında, toplam altı ya da yedi günde gerçekleşir. Bu törenin uygulandığı günler ve isimleri, Romalı bir yazar olan Philocalus’un hazırladığı M.Ö. 354 yılına ait takvimde gösterilmiştir. 45 Roller, s. 219-220. Albayrak, s. 198. 46 Çapar, s. 178. 32 15 Mart: Canna İntrat 22 Mart: Arbor İntrat 24 Mart: Sanguem 25 Mart: Hilaria 26 Mart: Requietio 27 Mart: Lavatio 28 Mart: İnitium Caiani Canna İntrat (Carnophori) Mart’ın 15’i yani “Canna İntrat” olarak adlandırılan törenin ilk gününde, Attis’in bir çocuk iken Gallus nehrinin sazlıkları arasında Magna Mater ya da çobanlar tarafından bulunması şeklinde anlatılan söylenceyi canlandırmak için saz-kamış taşıyıcıları (Cannaphoros), Almo nehrinin kıyısındaki sazları, kamışları, ya da kesilen bir çam ağacını yünlü şeritlerle sararlar, onu tanrıçanın Palatinus tepesindeki Magna Mater tapınağı’na taşırlar. F. Cumont, bu çam ağacının Attis’in ölümünü temsil ettiğini, Attis’in bitki ruhunu simgelediğini belirtir. G. Showerman, Roma’da yapılan bu uygulamanın Phrygia’da Gallus nehrinin kıyısında, rahipler tarafından yapılan törenin sadece bir yansıması olduğunu belirtir. Bazı yazarlar, Canna İntrat gününde başrahip Archigallus’un altı yaşındaki bir boğayı dağda kurban ettiğini belirtirler. Muhtemelen bu uygulama ‘Taurobolium’ töreni ile ilişkilidir. Taurobolium , tanrıça Kybele’ye boğa kanı sunma törenidir. Criobolium ise; Ana Tanrıça Kybele’nin sevgilisi Attis’e adanan, koç kanı sunma törenidir47. Bir hafta sonra, gecenin gündüzle eşitlendiği günde törene devam edilirdi. Arbor İntrat (Dendrophori) Ağaç taşıyıcıları yani ‘Dendrophoroslar’ , 22 Mart günü güneşin doğuşu ile birlikte bir çam ağacını keserler ve bu kesilen ağacın altında kanı ile ağacın köklerini sulaması için tanrıçaya bir koç kurban ederlerdi. Kesilen ağacın gövdesi, bir insan cesedi gibi (muhtemelen Attis’in cesedi) işlem görür, gövdesi yünlü şeritler ile sarılır, mor menekşeler ile çelenk yapılıp süslenir ve Ana Tanrıça’nın tapınağına götürülürdü. Muhtemelen onlar, Attis’in bir çam ağacının altında kendisini hadım etmesinden sonra, yere düşen kan damlalarından mor menekşelerin çıkmasına ve tanrının bir çam ağacına dönüştüğüne inanırlardı. Bu inanış, mitosun anlatımına dayandırılmış olmalıdır. Mitos’a göre; Attis bir çam ağacının altında kendisini hadım ederek kan kaybından ölür ve akan kanından mor renkli menekşeler oluşur. Muhtemelen burada, ağacın köklerinin kurban edilen bir 47 Çapar, s. 181. Albayrak, s. 200. 54 Albayrak, s. 201. 33 koçun kanı ile sulanması, Attis’in dökülen kanlarını anmak amaçlıdır. Ayrıca, akan kanlardan mor renkli menekşeler çıktığı için; menekşelerin mor rengini anımsatan mor renkli nesnelerle ağaç süslenmiş olmalıdır. Törende çam ağacının kullanılması, onun hiçbir zaman kurumamasından dolayı ölümsüz olarak görülmesi ve dolayısı ile de Attis ile ilişkilendirilmesinden olmalıdır.Takvimde belirtilmeyen 23 Mart günü, Attis’in ölümünün yası Magna Mater’in hadım rahipleri ve Mars’ın dans eden rahipleri tarafından tutulurdu. Onlar bu gün, Palatinus tepesindeki tanrıça Magna Mater’in Tapınağı’nın etrafında, ellerinde trompetler ile dans ederek dönerlerdi54. Sanguem Mart ayında kutlanan kan günü veya yas günü olarak adlandırılan törenin üçüncü gününe, ‘Dies Sanguinis’ de denir. Bu günde, Attis’in bir çam ağacının altında kendisini hadım ederek ölmesini, Magna Mater’in hadım rahiplerinin başı Archigallus, rahipler (gallus) ve dine yeni katılacaklar taklit ederlerdi; onlar, kutsal çam ağacının etrafında toplanırlar. Başrahip, Galluslar ile birlikte vahşi bir dans için başlangıç işareti verdikten sonra, tanrıçanın kutsal çalgıcıları, tefler, çalparalar, kavallar çalmaya başlarlar. Bu törene katılanlar, kendilerinden geçmiş bir şekilde hızlıca dans ederler, hadım rahiplerin başı Archigallus ya da yüksek mertebeden bir rahip kollarını çizer, kollarından gelen kanı etrafa saçarlar, kurban olarak tanrıçaya sunardı. Onların arkasından alt sınıf rahipler, kollarını sallayarak, saçları savurarak dans ederler, bilinçsizce her yerleri ağrıyana kadar dönerler, kırık çömlek parçaları ya da bıçak ile keserek yaralanırlardı. Akan kanlarını tanrıçanın tapınağına, altarına ve tapınak içerisindeki Attis’in resmine serperlerdi. Magna Mater’in kültüne yeni kabul edilecek kişiler ise törenin sonunda, Attis’in söylencesinde yaptığı şekilde kendilerini hadım ederek dine kabul edilirlerdi. Onlara, dine kabul edildiklerini göstermek için Magna Mater’in rahipleri tarafından dövme yapılırdı. Doğurganlık için işlevini yitiren, kesilen cinsel organlar, sonradan Kybele’nin kutsal yeraltı odasına gömülürdü. Yas döneminin başından sonuna kadar ibadet edenler sözde ekmekle oruç tutarlardı. Çünkü Kybele’nin Attis’in ölümünden sonra böyle yaptığına inanırlardı. Halikarnas Balıkçısı, rahiplerin bu uygulamasını yorumlarken, Magna Mater’i toprakla özdeşleştirir ve rahiplerin cinsel organlarının toprağa gömülmesiyle toprağın bir kadın gibi hamile kalacağına ve böylelikle de ilkbaharın gelişinin hızlanacağına değinirdi. Ç. Dürüşken, rahiplerin kendilerini hadım etme eylemini ekinlerin biçilmesine ya da taraftarların bıçakla kollarını kesmelerini toprağın sabanla yarılmasına benzetir. J. G. Frazer, onların yas ve oruç tutmalarının vücutlarındaki günahlarından arınarak töreninin kutsal kısmına hazırlık niteliği taşıdığını varsaymıştır. Ayrıca, İsis ve Osiris tapınımında da buradaki gibi bir oruç tutma eylemi vardır, bu açıdan her iki din birbirine benzerlik gösterir. İsis ve Osiris dinine inananlar, dinsel törenden önce 10 34 gün oruç tutarlar. Törene kendilerini hazırlamak için zevk veren eylemlerden uzak durarak arınmaya çalışırlar. Bu durumda da, Magna Mater rahiplerinin oruç tutmaları da onların arınmak istemeleri için yapılmıştır. Nitekim, Attis’in yanlış bir eylem yaparak tanrıçaya sadık kalmaması gibi, bu kişiler de aynı işlemi yapmamak, kendilerini cinsellikten uzak tutmak, bu duyguyu bastırmak için oruç tutmak istemiş olmalıdırlar48. Hilaria “Hilaria” olarak adlandırılan 25 Mart günü ilkbaharın gelmesi ile beraber Attis yeniden dirilir yani ölüm uykusundan uyanır ve onun yeniden doğuşuyla birlikte eğlenceler, cümbüşler, maskeli balolar ve lüks ziyafetler yapılırdı. Attis’in kutsal dirilmesi kutlanırdı. Sevinç günü olarak saygı gören bugün, gece gündüzden daha kısa sürer. Gün çabuk aydınlanır (gündüzün geceden uzun olduğu ilk gün (en uzun gündüz)). Bu festival, bütün Roma halkı tarafından neşe ve sevinç içerisinde memnuniyetle kutlanan, Roma’nın büyük festivallerinden birisidir. Magna Mater’in taraftarları, önde imparator, arkasında Magna Mater’in heykeli olmak üzere, yürüyüşe başlarlar. Onların arkasından, atlılar, senatörler ve azat olanlardan oluşan dinsel alay onları takip eder. Bu tören alayı tam bir karnaval coşkusu şeklinde kutlanırdı; tören alayı çeşitli maskeler takmış, rengârenk giysiler giyinmiş insanlardan oluşurdu Geçit, Magna Mater’in kutsal çalgıcıları ve şarkıları eşliğinde, nehre kadar ulaşır ve yıkanma töreni düzenlenir49. Requieto Törenin beşinci günü olan 26 Mart günü, önceki günlerin aksine kendisini sessizliğe ve sakinliğe bırakır. Bu gün, herhangi bir kutlama yapılmaz; gereksiz bir dinlenme yerini alır. Kutlamalardan yorgun düşen Magna Mater’in rahipleri ruhlarını ve bedenlerini dinlendirirler50. Lavatio 27 Mart’ta kutlamaların yeniden başladığı törenin altıncı gününe, “lavatio” yani yıkanma günü denir. Bu törende, Kybele’nin gümüş heykelini ihtiva eden siyah meteor taşı, tören alayı ile birlikte dört tekerlekli bir araba veya sedye ile Porto Capena’daki Palatinus Tepesi’ne götürülür. Sağanak yağmur gibi yağan çiçeklerin altında Magna Mater(Kybele)’in gümüş heykeli, Almo nehrinde tanrıçanın törenlerinde kullanılan kült eşyaları ile birlikte yıkanır, antik adetlere göre temizlenir, dönüş yolculuğunda ona eşlik edenler, Roma’daki tapınağa ulaşana kadar seyahat süresince şarkı söylerler; dans ederler. 48 Albayrak, s. 201-203. 49 Albayrak, s. 204. 50 Albayrak, s. 204 35 Hiçbiri son zamanlarda akan kanı düşünmez; hadım edilen rahipler bile yaralarını unutur. Ammianus Marcellinus adlı bir yazar, Roma’da bu törenin uygulanmış olduğunu onaylar. “27 Mart günü Roma’da Tanrıların Anasına yıllık tören alayları kutlanır. Tanrıçanın küçük heykelini taşıyan iki tekerlekli arabanın Almo’nun dalgaları içinde yıkanarak temizliğinden söz edilir.” Antik dönem yazarlarından Lucretius, “lavatio” töreninin coşkusundan şöyle söz eder. “Tanrıçanın etrafında davullar avuçlarla vurdukça tefler çalınır, çukur ziller çınlardı. Boğuk sesli borular yüksek perdeden tehdit eder, yüreğe çılgınlık aşılar Phryg ezgileri… tanrıça sessiz duruşuyla ölümlüleri kutsar, delice esrimenin sembolü bıçaklar iyilikbilmez nankör halkın yüreğini arıtmak için ellerde sallanır…” G. Showerman, “lavatio” töreninin Magna Mater (Kybele) kültünün Anadolu’dan Roma’ya getirilmesi ile birlikte geldiğini düşünmektedir51. İnitium Caiania Takvimde varlığı bilinen, ancak hakkında fazla bir bilginin bulunmadığı bir gündür. 15–27/28 Mart günleri arasında düzenlenen Mart töreninden kısa bir süre sonra, 4 Nisan’da Kybele’nin Roma’ya gelişi, 10 Nisan’da da Palatinus Tepesi’ne Magna Mater (Kybele)’e tapınak inşa edilmesi, Roma’nın ileri gelenleri, aristokratları tarafından ziyafetler, dramalar ve oyunlar düzenlenerek ‘Megalensia’ Bayramı’nda yeniden hatırlanırdı59. 4.1.2.2. MEGALENSİA TÖRENİ Mart Töreni’nden kısa bir süre sonra, tanrıça Magna Mater (Kybele) onuruna bir hafta süren ‘Megalensia’ adı verilen bir bahar bayramının da uygulandığı görülmektedir52. Bu bayram, Magna Mater (Kybele) kültünün Roma’ya gelişini ve onun adına Palatinus tepesinde bir tapınak inşa edilmesinin anısına her yıl Nisan ayının 4–10. günleri arasında kutlanır. Törende tanrıçaya, Meter Megala (Μήτήρ Μεγάλά) yani Büyük Ana adı verilirdi. İlk bayram kutlaması, M.S. 1. yüzyılda, Roma Cumhuriyet döneminde başlamıştır ve devletin resmi bayramlarının arasına girmiştir. Phrygia kökenli bu tören, doğu özellikleri olmadan Roma geleneklerine uygun olarak düzenlenmiş ve kutlanmıştır53. 4 Nisan günü, Galluslar’dan oluşan dinsel tören alayı tanrıçanın heykelini, insanların yük taşıyıcısı olarak kullanıldığı arabanın üzerindeki tahtına oturturlar, Roma kentinin caddelerinde gezdirirler ve bu olay esnasında Galluslar halktan para toplarlardı. Törendeki bu hareketin, tanrıçanın Roma’ya getirilişinin canlandırılması 51 Albayrak, s. 205. 59 Albayrak, s. 206. 52 Roller, s. 268. 53 Albayrak, s. 207-208. 36 için yapıldığı düşünülmektedir. Gezdirilen heykel son olarak Almo nehrine götürülerek yıkanılırdır. Lucretius’a (M.Ö. 1. yüzyılın ortası) göre, Magna Mater dünya düzenini simgeliyordu. Magna Mater, toprak ile bir tutulduğu için Lucretius’un tanrısal evren tanımında önemli bir rol oynuyordu. O, tanrıların ulu anası, hayvanların anası ve bizim yaratıcımızdır. Toprak Ana nasıl yeryüzünde duramazsa Magna Mater de toprakta duramayacağı için yüksekte taşınır. Lucretius’un bu benzetmesi, Roma’da tanrıça için yapılan en önemli törenle birleşir. Kent sokaklarında yapılan bir resmi geçit olan bu törende, aslanlar koşulu arabasında oturan tanrıça heykeli, Ana Tanrıça’nın hadım rahipleri tarafından yukarda taşınır 54 . İtalya’nın Pompei kentinde, Via del’ Abbondanze’den bir duvar freski, (Res. 9) 55 . Megalensia bayramının ilk gününde yaşanları göstermektedir. Bu resimde, Magna Mater’in heykeli, insanlar tarafından taşınan bir arabanın içerisinde, tahtı anımsatan bir sandalyenin üzerinde oturur vaziyettedir. Tanrıçanın elinde, onun kutsal atribülerinden biri olan typmhanum (tef) vardır. Onun tam karşısında da Attis’in resminin bir çam ağacının içerisine ya da tapınak içerisine yerleştirilmiş olduğu görülür. Muhtemelen bununla, Mart törenlerinde 22 Mart günü, çam ağacının içerisine yerleştirilen Attis’in resminin tapınak içerine yerleştirildiği gösterilmiştir. Tanrıça’nın heykelinin hemen yanında Galluslar, dansçılar ve şarkıcılardan oluşan Magna Mater’in hizmetkârları toplanmıştır. Bu topluluk, bayramda kurulan tören alayını göstermiş olmalıdır. Bu resim de Attis’in de gösterilmesi, onun kültünün de tanrıça ile birlikte Roma’ya taşındığının göstergesidir. Tanrının resminin Magna Mater’in tapınağına taşınması da, onun tanrıça ile birlikte Roma’da tapınım gördüğünü gösteriyor56. 10 Nisan gününde, tanrıça Magna Mater’in tapınağının Palatinus tepesinde inşa edilmesinden sonra yaşanan sevinç ve mutluluk anı, düzenlenen eğlencelerle anılmış olmalıdır. Bu gün tanrıçanın, “doğum günü” (dies natadis) olarak görülür. Bu adın verilmesinin nedeni ona Roma’da bir tapınak inşa edilmesinden sonra, kültün Phrygialı kimliğinin devamını Romalılar’ın taşımasıdır. Böylece de kült, Romalı bir yapıya bürünmüştür. Romalı bir yazar olan M. Terentius Varro’nun, ‘Eumenedis’ adlı eserinden, Megalensia bayramları sırasında Galluslar’ın nasıl giyindiğini; tapınakta ne gibi uygulamaların yapıldığını öğrenmekteyiz. Megalensia bayramında Galluslar, kadın giysilerini andırır şekilde giyinirler. Özellikle başrahip Archigallus’un mor renkli bir kıyafet giydiğini ve başına da bir taç taktığını aktarmıştır. Tapınak içerisinde rahiplerin 54 Roller, s. 283-286. Albayrak, s. 208. 55 Albayrak, s. 341 56 Albayrak, s. 209. 37 tümü şarkı söylerler, daha sonra da tiyatrodan getirilen bir taç, tapınak içerisindeki tanrıça Magna Mater’in başına konulur57. Bayram, Magna Mater heykelinin tören alayı ile taşınması, Magna Mater ve Attis mitosunun canlandırıldığı tiyatro oyunları, sunu amaçlı kurbanlık hayvanların kesilmesi ve bayrama gelenlere yemek ziyafeti verilmesinden oluşur. Bayramın büyük bir bölümü, Palatinus’taki Magna Mater’in Tapınağı’nın önünde sergilenen ‘Ludi Scaenici’ olarak adlandırılan tiyatro oyunundan oluşur. Bu oyunlardan ‘Ludi Megalenses’ Magna Mater için yapılmış olandır. Lynn E. Roller, oyunların adının Yunanca olmasına rağmen, Yunanistan’ın herhangi bir kentinde bu bayrama ait bir bulgunun bulunmadığını belirtir58. 10 Nisan gününün bitiminde Circus’ta atlı araba yarışlarının düzenlenmesi ile bayram son bulur59. Megalensia bayramı süresince, yemek malzemelerinin temin edilmesinden ve ziyafetin verilmesinden Roma’nın ileri gelenleri ve aristokratlar sorumludur. A. Gellius’un, Romalı aristokratların Megalensia bayramında zengin ziyafetler (mutitation cenarum) vermesinin adetten olduğunu belirtmesi de, bu verilen bilgiyi teyit eder. Büyük olasılıkla aristokratlar, böyle bir bayrama katkıda bulunmaları sayesinde toplum önündeki itibarlarını arttırmış oluyorlardı68. Ayrıca bu bayram, Roma’nın ileri gelenleri ve aristokratları tarafından desteklendiği kadar, Romalı İmparatorlar tarafından da desteklenmiştir. Örneğin; Roma imparatoru Çiçero, Megalensia bayramına destek verdiğini göstermek için tanrıçanın tapınağının içerisindeki Magna Mater heykeline bir altlık yaptırmıştır. Bu imparator hüküm sürdüğü yıllar boyunca da Magna Mater kültünden desteğini hiç eksik etmemiştir. İmparatorlar aynı zamanda Megalensia törenlerinin adını duyurmak için sikkeler üzerinde aslanların çektiği araba ile Magna Mater’in Roma’ya gelişini gösteren sahneler kullanmışlardır60. 4.2. KURBAN TÖRENLERİ Megalensia ve Mart törenleri dışında, ‘Taurobolium’ ve ‘Criobolium’ adlı törenlerin de Roma’daki varlığı bilinmektedir. Bu törenlerin ‘Magna Mater’e mi ‘yoksa ‘Attis’e mi ‘ ait olduğunu kesilen hayvanların türüne göre anlamaktayız. Boğa kurban ediliyorsa tören, Magna Mater’e koç kurban ediliyorsa Attis’e aittir. 57 Erkan İZNİK, GALLUSLAR, Anadolu Üniversitesi Fakültesi Dergisi 1-2, s. 140. Albayrak, s. 210-211. 58 Roller, s. 264. Albayrak, s. 211. 59 Albayrak, s. 212. 68 Roller, s. 272. 60 Albayrak, s. 213. 38 Kurban edilecek hayvanın kesildiği altar da kesilen hayvanın niteliğine göre; Magna Mater’e ya da Attis’e adanırdı. Eğer altar, sadece boğa kesmek amaçlı kullanılırsa Magna Mater’e, boğanın yanında koç da kesmek amaçlı kullanılıyorsa hem tanrıça Magna Mater’e, hemde tanrı Attis’e adanmıştır. Taurobolium törenleri ilk olarak Vatikan’ının sahası içerisindeki ‘Frigianium/Frigidarium’ adı verilen tapınaktan çıkmıştır. Kybele ve Attis Kültü’nün Phrygia’daki şekli, bu külte ait yazılı belgelerin yetersizliği nedeniyle bilinememektedir. Bununla birlikte bu dönemde külte ait tapınım şekli de tam olarak bilinememektedir. Bu nedenle de ‘Taurobolium’ ve ‘Criobolium’ törenlerinin Phrygia’daki kökeni ve uygulanışı konusu tartışmaya açık bir konudur. Bu törenlerin Phrygia’da uygulandığını Phryglere ait mimari eserlerden phryg Kaya Anıtları’nın arkasında yer alan, ‘Taurobolium’ ve ‘Criobolium’ amaçlı kullanıldıkları tahmin edilen kuyulu anıtlarından anlayabiliyoruz. Phrygia bölgesinde, Delikli Taş, Maltaş, Bahşayiş gibi kaya anıtlarının arka cephelerinde ‘Taurobolium’ ve ‘Criobolium’ amaçlı kullanılan kuyular saptanmıştır. Bu törenler, Magna Mater kültünün Anadolu’dan Roma’ya taşınması ile birlikte Roma’ya getirilmiş. Anadolu’da da varlık gösteren, ancak Phrygia bölgesinde Roma’dakinden biraz daha farklı olarak kayalık alanlarda sunu çukurlarının bulunduğu yerlerde yapılan uygulamalar olduğu düşünülmektedir. T. T. Sivas, Taurobolium töreninin Anadolu kökenli olduğunu ve bu törenin Anadolu’dan, Kybele’nin kutsal siyah taşının Roma’ya götürülmesi ile birlikte Roma’ya taşındığı görüşündedir. Taurobolium töreninin Roma’daki en erken varlığını Ç. Dürüşken, M.Ö. 2. yüzyıl, F. Cumont ise, M.Ö. 1. yüzyıl sonları olarak belirtir. Magna Mater’in Roma’ya M.Ö. 204 yılında taşındığı göz önüne alındığında, ‘Taurobolium’ töreninin Roma’daki varlığı daha erkene çekilerek M.Ö. 2. yüzyıl başı olarak verilebilinir61. Ö. Çapar Roma’da ‘Taurobolium’ töreninin ortaya çıkışını, M.S. 105 yılına ait Bergama’daki bir sunak üzerindeki yazıta dayandırır ve bu belgenin tören ile ilgili en eski belge olduğunu bildirir62. Taurobolium töreninin Roma’daki uygulanış şeklinin nasıl olduğuna baktığımızda ise; bu konu hakkındaki bilgiyi Hıristiyan yazarlardan Prudentius (M.S. 2. yüzyıl) sayesinde öğrenebilmekteyiz: “Kurban töreni yerin altında derince kazılmış bir çukurda yapılmaktadır. Son derece görkemli ipek giysiler giyinmiş, başına da altında bir bant, başında da bir taç bulunan 61 Albayrak, s. 215. 62 Çapar, s. 181. 39 rahip çukura indirilir. Çukurun üstü delikli tahtalarla örtülüdür. Kurban edilecek boğanın iki böğrü ve boynuzlarına çiçek çelenkleri, alnına da, parıltılı metal parçaları takılmıştır. Boğa kurban edildikten sonra göğsü kutsal bir mızrakla deşilir ve sıcak bir kan dışarı akar. Bu kan buhar çıkararak damla damla aşağıya, çukura doğru süzülür. Çukurdaki rahip ilk önce başını akan damlaların altına koyar, sonra bütün elbiselerini ve bedenini kana bular. Yanaklarını, kulaklarını, dudaklarını ve burun deliklerini bu kanın altına sokar. Gözlerini bu kanla yıkar, dilini ıslatır ve pıhtılaşmış kanı içer. (Res. 10) 63 Diğer görevliler boğanın gövdesini götürürler. Rahip kanlar içinde, kanla ıslanmış başı kana bulanmış sakalıyla kan banyosundan dışarı çıkar. Bu ayinden sonra onun, kurban edilen boğadan çıktığına inanılan tanrısal yaşamın armağanına sahip olduğu düşünülür. Rahip ölümsüzlük için yeniden doğmuştur (renatus in aeternam); O artık tanrıdır ve kendisine tapınılır.’’ şeklindeki anlatımıyla Taurobolium töreninin uygulanışını ayrıntılı bir şekilde ele almıştır64. “Tymphanum’dan yedim. Kymbalon’dan içtim. Attis’in Myst’ı oldum.” Bu sözler, Kybele-Attis Kültü’ne girmek isteyenlerin mutlaka söylemesi gereken sözlerdir. Aksi takdirde kişi, bu dinin gizemlerini ve ayrıntılarını öğrenemez. Muhtemelen burada belirtilen, tymphanum (tef) ve kymbalon (zil) adlı Magna Mater törenlerinde kullanılan çalgılar, dine girecek kişi tarafından çalınıyordu. Daha sonra dans ediliyor ve ardından da burada bahsedilmese de rahip adayı kendi vucüdunu yaralıyor ve cinsel organını kesiyor olmalıdır. Attis gibi olduğunu düşünüyor, kendisini tanrısı ile özdeşleştirerek, bir tanrı gibi ölümsüzlüğü yakaladığına inanıyordu74. Taurobolium töreninin Roma’daki uygulanışını ayrıntılı bir şekilde bildiğimiz halde Criobolium töreninin uygulanışının nasıl olduğunu tam olarak bilemiyoruz. Criobolium töreninin varlığını ispatlayan en önemli belgeler, altar yazıtlarıdır. Ancak yazıtlarda daha çok Taurobolium’dan söz edilmiş; Criobolium’dan nadiren bahsedilmiştir.Taurobolium ile Criobolium törenlerinin birlikte anılması, bu tören uygulamalarının aynı içeriği sahip olduklarını göstermektedir.Taurobolium töreninden sonra, Criobolium töreninin uygulandığını belirtilir. Bu iki törende bittikten sonra kesilen hayvanların etleri rahipler tarafından kullanılmaktadır. Bu etlerin kullanım görmesinin nedeni; rahiplerin tahıl ürünlerini tüketememe zorunluluğudur. Bu sayede de kesilen hayvanlar, rahiplerin yaşamlarını devam ettirme ihtiyacına hizmet etmiştir. Çünkü Galluslar, domuz ve balıketi dışındaki 63 Albayrak, s. 342. 64 Albayrak, s. 217. 74 Albayrak, s 218. 40 tüm et türlerini yiyebilirler. Ama sebze köklerini ve onların tohumları türünde yiyecekleri yiyemezlerdi. Büyük ihtimalle onlar, bu bitkileri yiyerek Attis’e saygısızlıkta bulunacaklarına inanıyorlardı, ne de olsa Attis bir bitki tanrısı sayılırdı; bitkilerin kişileştirilmiş haliydi65. BEŞİNCİ BÖLÜM PESSİNUS KUTSAL ALANI 5.1. PESSİNUS ANTİK KENTİ Pessinus, Ankara’nın 150 km kadar güney-güneybatısında, Eskişehir’in 100 km kadar kuzeydoğusunda ve Sivrihisar’ın 13 km güneydoğusunda, bugün Ballıhisar köyünün bulunduğu, Orta Phrygia’nın doğu bölümünde yer almaktadır. Köyde Pessinus kalıntılarını ilk tespit eden kişi, 1834 yılında Ballıhisar’ı ziyaret eden Charles Texier’dir. Antik kentin kalıntılarına ilişkin bir tür hayali plan ve restitüsyon çizimi bırakmıştır. 1882’de köyü ziyaret eden Karl Humann ise o zaman görünür halde olan antik yapıların bir eskizini yapmıştır. Alandaki kazılar ancak 1967’de, Gent Üniversitesi’nden Pierre Lambrechts’in yönetimindeki bir Ekibin Alana gelişiyle başlamıştır – bu kazının amacı, antik yazarların eserlerinde sıklıkla bahsi geçen ve tasvir edilen ünlü Kibele tapınağını keşfetmek olarak açıklanmıştır. Lambrechts 1973’te ölümüne kadar kazılara devam etmiştir. Gent kazıları 1987’de John Devreker tarafından yeniden başlatılmış ve 2008 yılına kadar sürdürülmüştür. Bunun ardından, Melbourne Üniversitesi’nden Gocha Tsetskhladze’nin başkanlığındaki bir ekip çalışmaları yürütmüştür. Ballıhisar, Orta Anadolu platosunun tepeleriyle çevrili ve doğuda Sivrihisar dağ dizisine yaslanan, deniz seviyesinden yaklaşık 950 m yükseklikteki bir vadide bulunmaktadır. Bu alan oldukça kurak olmasına rağmen, antik dönemdeki su tabanının daha yüksek olduğuna dair izler bulunmaktadır. Pessinus, bugün kuru bir kanal olan ve yalnızca sel veya yoğun yağmur dönemlerinde dolan Gallos Nehri’nin üzerindedir – bunun gerçekten antik bir nehir yatağı olup olmadığı hala bir soru işaretidir, çünkü nehrin antik dönemde çok kez akışını değiştirmiş olması muhtemel görünmektedir. 30 yılı aşkın kazılara rağmen hala alanla ilgili pek çok soru işareti mevcuttur ve Kibele’nin tapınağı henüz keşfedilememiştir.Antik Yunan ve Romalı yazarlara göre Pessinus MÖ 8. yüzyılda bir tarihte yarı mitoloji Phrygia Kralı Midas tarafından Kybele kültünün kutsal kenti olarak kurulmuştur. Kybele’nin ana tapınağını taşıyan bu şehir daha sonra tapınak kenti haline gelmiştir. Pergamonlu Attalos Hanedanı şehri hâkimiyeti altına aldığında Kybele’nin tapınağını yeniden inşa etmiş ve beyaz mermerden inşa edilmiş portikolar eklemiştir. MÖ 3. yüzyılın sonunda, cennetten düştüğü rivayet olunan bir kült taşı Pessinus’tan Roma’ya taşınmış ve Palatinus Tepesi’ndeki Zafer Tapınağı’na (MÖ 191’de 65 Albayrak, s. 220. 41 açılmıştır) yerleştirilmiştir. MÖ 25 civarında, Augustus İç Anadolu’da Galatia eyaletini oluşturduğunda, Pessinus Roma yönetimindedir. MS 362’de imparator Julianus burada ibadet etmiştir. Mitoloji: Roma imparatorluğu döneminde Akdeniz hakimiyetine sahip olamayan, ayrıca Kartacalılarla yaptıkları savaşlarda zafer kazanamayan Romalılar kahinlere başvururlar, kahinler eski Sibylline kitaplarından ana tanrıça Kibele’nin Roma’ya getirilmesini söylerler. Romalılar Anadolu’daki müttefikleri Bergama kralına haber göndererek, Pessinus’taki ana tanrıça Kibele’nin Roma’ya getirilmesi ricasında bulunurlar. Siyah mermer taşı görünümündeki tanrıça M.Ö. 204 yılında, Pessinus’taki tapınağından alınıp, Roma’ya taşınır ve Roma’nın yedi tepesinden biri olan Palatinus’a yerleştirilip, adını zafer tapınağı olarak değerlendirirler. Ayrıca tanrıçanın Roma’ya getirilişi olan 12 Nisan’ı bayram ilan ederler. Bu olaydan sonra Romalılar her savaştan zaferle çıkarlar. Pessinus’a ilk defa ne zaman yerleşilmiştir? Bugüne kadar keşfedilen en erken yerleşim kanıtı yaklaşık MÖ 1600’den bir Eski Hitit testi parçasıdır. “Tapınak Alanı” adı verilen ana kazı çukurunda bulunmuştur. Burada aynı zamanda küller içeren bir “özellik” de görülmüştür. Bunların radyokarbon tarihlemesi yaklaşık olarak MÖ 1500’ü göstermektedir. Bunlar, alana en azından MÖ 2. binyılın ortasından itibaren yerleşilmiş olduğunu göstermektedir66. 5.2. PESSİNUS KENTİ ANA TANRIÇA KÜLTÜ Yazılı kaynaklar Kybele’nin Pessinus’taki tapımı üstüne ayrıntılı bilgi verir. Tanrıça’ya orada bir idol biçiminde tapınılırdı. Bu idol bir “diopetes” yani gökten düştüğü ileri sürülen bir meteorit, bir kara taştı. Pessinus’taki tapınak siyasal güçlerden bağımsız bir din merkezi olarak yönetilirdi. Bu dinsel yönetimin başında iki baş rahip bulunur, bunların biri Attis adını taşır, Megabyzos adıyla anılan ikincisi dışardan gelme olması şart koşulan bir yabancıydı. Bu iki kral rahibin Attis efsanesinde anlatıldığı gibi erkekliklerini tanrıçaya adamış olması gerekiyordu. Galloi diye anılan öbür rahiplerin de vecit halinde hadım edilmeleri töredendi. Phrygia’da yerli bir kült olduğu bütün kaynaklardan belli olan bir rahip devleti özelliğini bölgeye gelip yerleşen bütün yönetimlere karşı korumuştur. Tanrıça’nın tapımı ilk defa, Yeni Taş Devri’nde ve sonrasında Tanrı ana adını taşıyan ve insan için bereket ve çoğalımın sembolü olan Tanrıdır. Hacılar ‘da ve Çatalhöyük’de yapılan kazılarda, Tanrı Ana’nın yüzlerce heykelciği bulunmuştur. Tanrı ana, daima çıplak olarak çeşitli şekillerde; yatmış, çömelmiş, uzanmış durumlarda ve özellikle doğum yapma sırasında tasvir edilmiştir. Tanrı ananın doğum yapma haliyle çok sık tasvir edilmiş olması, ona özellikle insanlığın devamlılığını sağlayan, bereket ve çoğalımın sembolü olarak tapıldığını anlatmaktadır. 66 Eskişehir Kültür Envanteri (http://eskisehirkulturenvanteri.gov.tr/detay.aspx?ID=25 ) (10.05.2019) 42 Hacılar’da yapılan kazılar ise ana tanrıçanın M.Ö. 7000-6500 yıllarına kadar uzandığını ortaya koymuştur. Burada oturmuş durumda; ayakta, iri kalçalı, göbekli, dolgun memeli, kucağında çocuklu bir şekilde betimlenmiş ana tanrıçaya ilişkin pek çok örnek bulunmuştur. Kybele Anadolu’nun en önemli tanrıçasıdır. Doğanın doğurucu ve besleyici niteliği onda dile getirilmiş, zamanla Kybele doğurganlıktan bolluk, verimlilik ve ürün kaynağı olma niteliği kazanmış ve daha sonraları karşılaşılan tanrıçaların öncüsü olmuştur. Phrygialılar bu tanrıçayı öyle benimsediler ki, tüm devlet ve ülkelerini Pessinus Kybelesi’nin mülkü saydılar. Bunun sonucunda, aslında çok köklü bir Anadolu tanrıçası olduğu halde Kybele tarihe bir Phryg tanrıçası olarak geçti; Kral Midas tanrıçanın oğlu ve Pessinus’taki tapınağın kurucusu sayıldı. Ana tanrıça tapınımı Roma İmparatorluk Çağı’nın içlerine kadar yoğun olarak varlığını sürdürmüştür77. ALTINCI BÖLÜM KYBELE İKONOGRAFİSİ 6.1. PHRYGİA’DA KYBELE İKONOGRAFİSİNİN GELİŞİMİ Başkenti Gordion olan Phrygia krallığı, maden işlemede, dokumacılık ve dülgercilik alanında ünlüydüler. Anadolu’ya göç eden Phrygler, Anadolu’nun binlerce yıllık köklü dinsel inançlarını olduğu gibi benimseyerek, bunu daha sonra komşularına aktarmışlardır. Kybele, Phrygler’in gözünde Doğa Tanrıçası, hatta doğanın bizzat kendisiydi. En önde gelen kutsal hayvanları yırtıcı bir kuş ve aslan idi67. Nitekim Phrygia'da yer alan çok sayıdaki açık hava kutsal alanında yerel ismi Matar, seyrek olarak Kubela/Kubala ya da Matar Kubileya olarak geçen Ana tanrıça'ya tapındıklarını bilmekteyiz. Matar, erken Phryg döneminde antropomorfik betimleri olan tek tanrıdır. Tanrıça'nın Phrygia'daki kült merkezleri, doğada göze çarpan kaya oluşumlarında yer alan açık hava kutsal alanlarıdır ve Tanrıça'nın doğayla yakın ilişkisine işaret ederler. Matar, ikonografik olarak Kubaba ile hem benzer hem de bir takım farklı özelliklere sahiptir. Basitleştirerek özetlersek, Phrygia'daki Tanrıça, kaya yüzeylerinde ya da bir niş içerisinde her zaman ayakta ve cepheden betimlenmekte, aynı zamanda kendisinden küçük boyutlarda resmedilmiş başka figürler de ona eşlik etmektedir. Öncülü Kubaba gibi Phrygia'daki Matar da her zaman giyimlidir, başında yüksek bir polos taşır ve çoğunlukla mantosuyla başı örtülüdür. Atribüleri bölgeden bölgeye farklılıklar gösterirken, bazen bir kuş, bazen phiale benzeri bir kurban kâsesi, bazen de Phryg ikonografisine yabancı olan nar gibi nesneler tutar68. 67 Ergün, s. 105. 68 Güler ATEŞ, ’’Kybele ikonografisinde Tympanon’’, MCBÜ Sosyal Bilimler Dergisi, Cilt:16, Sayı:1, 2018, s. 293-294. 43 Midas Anıtı Kybele kutsal alanları genellikle kayalıklar üzerine kurulmuştur. Çünkü tanrıçanın doğada yaşadığına inanılıyor ve bu yüzden de kayalıklara simgesel tahtlar oyuluyordu. M. Ö. 8-6. yüzyıllar arasında Eskişehir ile Afyonkarahisar arasındaki platoya tanrıçanın tapınaklarını temsil eden pek çok kaya anıtı yapılmıştır. Bunlardan en ünlüsü, üzerindeki yazıtı nedeniyle Midas mezarı olarak da adlandırılır. 17 metre yüksekliğindeki bu anıt, semerdamlı alınlığı akroterli ve megaron planlı bir tapınağın cephesini temsil etmektedir. Tüm yüzeyi geometrik motiflerle bezenmiş bu cephenin en önemli bölümü, içinde tanrıça yontusunun durduğu kapı biçimindeki kaya oyuğudur. Monte edilip sökülebilen ve olasılıkla ahşaptan oyulmuş yontu günümüze değin ulaşamamıştır(Res. 11) Kapı biçimindeki kaya oyuğu içine kabartma olarak yapılan Ana Tanrıça Kybele’nin her iki yanında, aslanlar durmaktaydı. Ayakta gösterilen Ana Tanrıça genellikle giysileriyle betimlenmiştir. Ğöğsü altına getirdiği bir eliyle küçük bir kap, diğer eliyle bir kuş tutmaktadır. Taştan yapılan çok sayıdaki Kybele heykelinin gövde kısımları tahrip olmasına karşın, baş kısımları günümüze kadar ulaşmıştır. Heykellerin baş kısımlarında tüm ayrıntıların büyük bir özenle işlendiği görülmektedir69. Tanrıça Kybele Kabartması Buluntu yeri Gordion olan bu Kybele kabartması M. Ö. 6. yüzyıla tarihlendirilir, yüksekliği 175 cm’dir ve malzeme olarak taş kullanılmıştır(Res. 12)70. Aslankaya Anıtı Phrygia’daki bir diğer Kybele anıtı ise Gordion da Hellenistik döneme ait olan Aslankaya Anıtı’dır(Res. 13)71. Aslankaya Anıtı’nın niş kısmının içerisindeki aslanlar ve tanrıça Kybele heykelinin ayrıntısıdır(Res. 14) 72 . Phrygia Kaya Anıtlarından Aslankaya Anıtı’nda, nişin iki yanında arka ayaklarının üzerinde duran Kybele’nin aslanlarının üreme organları zamanla aşınarak tahribata uğramıştır. Bu bölgelerin bu kadar çok aşınması, Phrygia halkının aslanların cinsel uzuvlarına dokunarak, onların cinsel güçlerinden faydalanmak istediklerini gösterir. Muhtemelen, çocuk sahibi olamayan kadınlar, bu dertlerine şifa verici olarak Kybele ve onun aslanlarından medet ummuşlardır. Büyük olasılıkla bu aslanlar, Neolitik Çağ’da Ana Tanrıça’nın yanında yer alan leoparlar gibi erkek tanrı olarak nitelendiriliyor ve Ana Tanrıça’nın üreme ve doğurganlık özelliğini güçlendiren unsurlar olarak karşımıza çıkıyorlar. 69 Ergün, s. 106-107. 70 Oktay Belli, Anadolu Tanrıçaları, İstanbul, Promete Yayıncılık, 2001, s. 36. 71 Roller, s. 113. 72 Ergün, s. 110. 44 Çalgıcılar ve Kybele heykeli M. Ö. 6. yüzyıla ait Boğazköy buluntusu olan heykel grubu, Kybele, kithara ve aulos çalan iki çalgıcıyı gösterir, bir kaide üzerinde yer alır. Grup Kybele’nin müzik ile ilişkisini göstermesi açısından önemlidir. Kybele heykelinin başında Kybele ikonografilerinin tümünde olduğu gibi bir polos vardır. Elbisesi uzun, pileli ve ayaklarına kadar uzanmaktadır. Karnının hizasındaki elinde bir nar tutar. Nar, onun bereketlilik ve verimlilik ile ilgili simgesidir. Tanrıçanın iki yanında ince bacaklı, ufak, iki tane erkek figürü vardır. Soldaki figür aulos (çift ağızlı flüt), sağdaki ise kithara çalmaktadır(Res. 15)73. Kybele Kabartması Buluntu yeri Gordion olan M. Ö. 6-7. Yüzyıla tarihlendirilen elinde kuş ve kase tutan kybele kabartması. Ankara Anadolu Medeniyetleri müzeside sergilenmektedir (Res. 16)74. Kybele Heykeli Antalya Bayındır Tümülüsü’nden çıkartılmış, M. Ö. 8-7. yüzyıla tarihlendirilen, çocuklar ile birlikte gösterilen Kybele heykeli. Kybele, iki çocuk figürü birlikte gösterilmiştir. O, sol eliyle çocuklardan birinin elini tutmaktadır; sağ eli ile de omzuna oturmuş küçük yaştaki çıplak bir çocuk figürünü tutmuştur. Onun bu görüntüsü, tanrıçanın annelik özelliği ile ilgili olmalıdır. Annelik özelliğini taşıyan tanrıçaların bereketlilik, çoğalma ve doğurganlık özelliğini taşıdığını biliyoruz. Ancak burada görülen heykel dışında Kybele’yi çocuklar ile gösteren başka bir Phryg eseri bulunmamaktadır(Res. 17)75. Phrygia Ana Tanrıçası Kabartması Ankara/Etlik’ten Phrygia Ana Tanrıça Kabartması, M. Ö. 7. yüzyıla ait. Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesinde sergilenmektedir(Res. 18)76. 6.2. ARKAİK DÖNEMDE KYBELE İKONOGRAFİSİNİN GELİŞİMİ Phryglere özgü bir kült olan Kybele-Attis kültü de Lidyalılar tarafından tanınmış, onlarda bu kültü benimseyerek tapınım göstermişlerdir. Ancak onlar, tanrıça Kybele’yi benimserlerken adını değiştirmişler, Artemis adını ona uygun görmüşlerdir. Özellikle krallardan Ardys zamanında (M.Ö. 652–624) tanrıça’nın tapınımı Sardes kentine girmiş olmalıdır77. 73 Ergün, s. 111. 74 Roller, s. 76. 75 Ergün, s 116. 76 Roller, s. 77. 77 Albayrak, s. 156. 45 Sardes’ten Artemis Ve Meter adak kabartması Ayrıca Kybele, Sardes kentindeki gibi Efes kentinde de Artemis olarak görülür78. Lydia'da Hellenistik Çağ'daki Meter kültüne ilişkin kanıtlar yine eski Lydia başkenti Sardes'te bulunmuştur. Lydialı Tanrılar Anası'na, adanan, Sardes yakınlarında bulunmuş bir yazıt, Meter'in varlığının çok eskiye dayandığını, 4. yüzyıl başına ait bir kabartma ise tanrıçanın kentte varlığını sürdürdüğünü kanıtlıyor. Bu kabartmada, ayakta duran ve kucağında bir karaca olan Artemis'in sağ tarafında, aslanını kucaklamış olan Meter durmaktadır. En sağ köşede ise küçük boyda gösterilmiş iki tapınıcı yer alır. Grubun tamamı Yunan tapınağı biçimindeki bir naiskosun içindedir. Artemis'in Meter'den birazcık uzun olması, onun kültünün daha önemli olduğunu belirten bir ayrıntıdır(Res. 19)79. Efes Artemis Heykeli Kybele rahiplerinin çalışmaları tanrıça Kybele’nin kültünü Efes kentine kadar ulaştırmıştır. Bu kentte Kybele değişime uğrayarak Efes Artemisi’ne dönüşmüştür. Onun çok göğüslü monumental heykelleri, bereketlilik ve çoğalma, doğurganlık ile ilişkilidir(Res. 20)80. Meter, Genç ve Yaşlı tanrıyla Meter'i yanında tanrılarla gösteren kabartmalar Hellenistik dönemde yeni bir ikonografi türü olup, bunlardan Yunan ve Anadolu kült adetlerinin kaynaşmasına ilişkin önemli kanıtlar sağlanır. Ephesos'tan adak kabartması, Meter genç ve yaşlı tanrıyla tasvir edilmiştir. M.Ö. 3.-2. yüzyıla tarihlenir. Günümüzde İzmir Arkeoloji Müzesinde sergilenmektedir(Res. 21)81. Meter Ve Tapınıcılar Meter, kuzeybatı Anadolu'da da kendine has bir üne sahipti. Kültü hem Khalkedon hem Kyzikos'ta saygı görmüştür. Kyzikos'ta ayrıca, tanrıçaya kurban sunma sahnelerinin betimlendiği yazıtlı adak kabartmalarından oluşan zengin bir seri bulunmuştur. Tipik örneklerden birinde tanrıça sunağında oturmakta, bir tapınıcı alayı ellerini kaldırmış olarak tapınma pozunda tanrıçaya yaklaşmakta, bir hizmetkar iki koyunu kurban edilmek üzere götürmektedir. Alttaki yazıt, unvanlarıyla birlikte görevlilerin adlarının sıralandığı bir liste olup, kültle ilişkili kişilere belli bir saygınlık derecesi verilmiştir. Kabartma M. Ö. 2.yüzyıla tarihlenir. Kopenhag Milli Müzesinde sergilenmektedir(Res. 22)82. 78 Albayrak s. 157. 79 Roller, s. 232. 80 Albayrak, s. 322. 81 Roller, s. 238. 82 Roller, s. 242. 94 Roller, s. 244. 46 Meter Heykeli Kybele kültü Pergamon kentinde de tapınım görmüş özellikle iktidardaki Attalos hanedanı tanrıçaya büyük ilgi göstermişti. Pergarnon'da ele geçen bir dizi yazıt, insan boyunda bir heykel ve bir kısmı terrakotta olan çeşitli heykelcikler, bu ilginin yaygın olduğunu gösteriyor94. Pergamon’da antik dünyanın en etkileyici Meter betimi olan insan boyunda bir heykel bulunmuştur. M.Ö. 2. yüzyıla tarihlenen heykel, Agorakritos‘ın modelinden türetilmiştir. Tanrıça, ayak koyma yeri bulunan özenle işlenmiş büyük bir tahtta oturmaktadır. Göğüs altından kemerli bir khiton ve dizlerine sarkan dökümlü bir pelerin giymiştir. Pelerinin yatay kıvrımları, khitonun düşey kıvrımlarıyla kontrast oluşturmaktadır. Tanrıçanın tahtın koluna dayalı olan sol kolunun üst kısmı yuvarlak bir cisim yerleştirilmek üzere oyulmuştur. Bu cisim kuşkusuz bir tefti ve büyük olasılıkla ayrı yapılmıştı. Heykelin başı ve sağ kolu eksiktir. Bu heykelin kült heykeli olabileceği düşünülmektedir(Res. 23)83. Meter Heykelciği Tanrıçanın Pergamon yakınındaki dağlarda yer alan kent dışı kutsal alanları, Pergamon'daki Meler kültü kadar, hatta belki daha da önemliydi. Bunlardan büyük olanı Mamurt Kale diye bilinir ve kentin 30 km. güneybatısında yer alır. Strabo'mın Meter'in Pergamon'daki en önemli kutsal alanı dediği bu yerde tanrıçaya Meter Aspordene adıyla tapınılmış. Burada buluna çok sayıda terrakotta heykelcik, bu dağ tapınağının halk tarafından da kullanıldığını gösteren bir kanıttır(Res. 24)84. 6.3. YUNANİSTAN’DA KYBELE İKONOGRAFİSİNİN GELİŞİMİ İon polislerinde yaşayan halklar Phrygia ile iletişim halinde olduklarından, orada büyük etkiye sahip ve kültü giderek yayılan Phryg Ana tanrıçası'nın kültüyle tanışmışlardı. Yunan pantheonunda az çok ana tanrıça özelliklerine sahip tanrıça figürlerinden hiç birisinin Kybele’nin saygınlığına ulaşamamış olması, inanç dünyalarındaki bu boşluğu Phryg Ana tanrıçası ile doldurmak istemelerinde önemli rol oynamıştır. Kybele, Yunan inanç dünyasına kabul edilmesinden hemen sonra kendisine benzeyen, özellikle Rhea, bazen de Demeter gibi ana tanrıçalarla özdeşleştirildi ve böylece Helenleştirildi; bununla beraber Phryg kökenli bir 'doğulu' Tanrıça olarak her zaman yabancı kimliğini korudu ve Yunan tanrıları arasında, kimi araştırmacılara göre, kenardaki yerini aldı. Kybele'nin Yunanistan’a gelişinin MÖ 6. yüzyılın başlarında gerçekleştiğine dair elimizde çok sayıda arkeolojik veri ve yazılı kaynak mevcuttur85. 83 Roller, s. 244-245. 84 Roller, s. 246-247. 85 Ateş, s. 294-295. 47 Kyme’den Meter Naiskosu Kybele'nin Batı Anadolu'daki Miletos, Smyrna ve Kyme gibi Yunan kentlerinde tapınım gördüğünün ilk kanıtları ise bu kentlerde bulunmuş olan ve Tanrıça'yı naiskos içinde gösteren betimlerdir86 (Res. 25)87. Miletos’tan Meter Naiskosu Oldukça sade bir şekilde genellikle kireç taşından, seyrek de olsa mermerden yapılmış olan bu kabartmalarda Tanrıça ayakta durur vaziyette ve her zaman giyimli olarak, İon korelerini andıran bir duruşla, başı polos olmadan örtülü bir şekilde ve genellikle elleri göğüs hizasında bir nesne tutar biçimde betimlenmiştir. Naiskoslu Kybele betimlerinin Tanrıça için özel olarak Miletos'ta tasarlanmış yeni bir ikonografi olduğu genel olarak kabul edilen bir görüştür88(Res. 26)89. Yunan dünyasında Kybele tasvir edilirken tef, phiale, aslna ve tympanon atribüleri kullanılırdı. Ancak bu atribülerin hepsi aynı anda tasvirde kullanılmazdı genellikler ikili gruplar halinde kullanılırdı. Örneğin aslan ve phiale, phiale ve tef, aslan ve tef, aslan ve tympanon gibi. Phryg tasvirlerinde görülen phiale’nin Yunan tasvirlerinde de görülmesi Yunanlıların Phryg kabının yerine Yunan kabını geçirmesinden başka şey değildir. Ancak bu değişikliğin anlam bakımından ciddi bir farklılığı vardır. Phrygialı Matar'ın elindeki Phryg kabı, insanların günlük yaşamlarında kullandıkları sıradan bir kaptı, Yunan phiale'si ise daima adak sıvısı dökmekte kullanılan bir dinsel tören kabıydı. Meter'in değişmez yoldaşı aslan, tanrıçanın Anadolu kökenlerinin en açık delili gibi görünür. Ne var ki, aslan Phrygia'da tanrıçanın hayvan atribülerinden yalnızca bir tanesidir, en sık rastlanan atribüsü değildir. Phrygialı Ana Tannça'nın en sık rastlanan atribüsü olan yırtıcı kuş, Yunan Meter /Kybele ikonografisinden tamamen çıkmış, onunla birlikte Phrygia'da alıcı kuşla simgelenen avcı tanrıçanın izleri de ortadan kalkmıştır. Yunan Meter adaklarındaki aslan, tanrıçanın gücünü ve egemenliğini simgeler, aynı zamanda tanrıçanın Doğulu geçmişini ima ederek, onun yabancı kökenli olduğunu hatırlatan değişmez bir özellik oluşturur. Eğer aslan bir Yunan uyarlamasıysa, Meter betimine tefi de Yunanlılar eklemişti. Yunan betimlerinde tanrıça her zaman tefi sol elinde tutarken gösterilir, sanki sağ eliyle de tefe vurmaya hazırlanmaktadır. Bu müzik aleti tanrıçanın yaptığı eylemi değil, onuruna düzenlenen dinsel törenleri simgeler, bu törenlerde tapınıcılarının vurmalı çalgılarla yaptığı müziği cisimlendirir. Bu tür müzik, ileride göreceğimiz gibi, tanrıçanın Yunanistan' daki dinsel törenlerinin belirgin özelliğiydi. 86 Ateş, s. 295. 87 Roller, s. 159. 88 Ateş, s. 295. 89 Roller, s. 154. 102 Roller, s. 176. 48 Tıpkı phiale gibi, Meter'in tefi de tanrıçanın değil, tapınıcılarının eylemlerini simgelemektedir. Yunan Meter /Kybele ikonografisi, bu nedenle Anadolu kökenlerinden hayli uzaklaşmış bir tanrıçanın görüntüsünü veriyor102. Atina Agorasından Meter Naiskosu Tanrıçanın en etkili tek betimi haline gelecek olan Meter betimi, M.Ö. 5. yüzyıl sonlarında Pheidias'ın öğrencisi Paroslu Agorakritos'un, tanrıçanın Atina Agorası'ndaki tapınağı Metroon için yaptığı bir kült heykeliydi. Günümüze ulaşinayan bu heykelin görünüşü hakkında yazılı kaynaklardan ve heykelin küçük boyutlu kopyalarından bilgi ediniyoruz. Tanrıça bir tahtta oturuyor, elinde bir tef tutuyor, tahtın dibinde, tanrıçanın iki yanında birer aslan oturuyordu. Agorakritos'un yapıtının kopyaları ya da çeşitlemeleri, Meter'e sunulan çok sayıda küçük adak için model oluşturmuştur(Res. 27)90. Pire’den Adak Kabartması Meter kabartmalarında çoğunlukla Meter’e eşlik eden genç kadın ve erkek figürleri vardır. Bu adak heykelinde de Meter 2 görevli ile birlikte tasvir edilmiştir. Kybele bu kabartmada bir taht üzerinde oturmakta sol elinde tef sağ elinde phiale ve ayağının ucundaki aslan ile tasvir edilmiştir. M. Ö. 4. yüzyıl ortalarına tarihlendirilir(Res. 28)91. Pire’den Adak Kabartması Pire’de bulunan ve M.Ö. 4. yüzyıla ait olan bir kabartmada tanrıçaya seslenen bir erkek görülür. Bu kabartma Pire’den Meter’e sunulmuş kuretalı ve Nymphalı adak kabartmasıdır(Res. 29)92. 6.4. ROMA’DA KYBELE İKONOGRAFİSİNİN GELİŞİMİ Roma, Doğu’yu fethetmesiyle buradaki dini inanışları tanımaya başlar. Romalıların kabul ettikleri ilk doğulu inanç Ana Tanrıça Magna Mater yani Kybele kültüdür. Bu kült aslında zaten İtalya yarımadasındaki Yunan koloni kentleri tarafından bilinen bir külttür. Ancak Kybele kültünün Roma’ya gelişi, Roma ile Kartaca arasında gerçekleşen II. Kartaca/Pön (M.Ö. 218–202) savaşı sırasında gerçekleşir. Kybele’nin Roma’ya getirilmesiyle zaten Yunanistan’da değişim geçiren ve batılı özellikler kazanan Kybele burada da Romalılar tarafından ikonografik olarak değişime uğramıştır. Bu değişimlerden en önemlisi savaş kehanetinin doğru çıkmasıyla Romalıların gözünde yükselen Kybele oldukça saygı duyulmuş ve ona ‘Magna Mater’ yani ‘Büyük Ana’ denilerek, şehrin baş koruyucu tanrıçası olarak kabul 90 Roller, s. 175. 91 Roller, s. 179. 92 Roller, s. 189. 106 Ersoy, s. 3. 49 görmüştür. Bu anlamın Kybele’ye yüklenmesiyle önceki dönemlerde ayakta, otururken, uzanırken ve tahta oturur şekilde tasvir edilen tanrıça Kybele, Roma da büyük bir tahta otururken ve yanında 2 tane büyük heybetli aslanla tasvir edilmeye başlanmış ve bu tasvirler oldukça büyük boyutlarda yapılıp şehrin önemli alanlarında sergilenmiştir(Res. 30)106. Magna Mater (Kybele)’in kent koruyuculuk özelliğini gösteren, başında kuleli taca benzeyen başlık taşıyan çok sayıda heykeli vardır. Onun kuleli taç ile gösterilmesi, Yunanistan’da yaygın değildir93. Romalılar, tanrıça Magna Mater (Kybele)’i, Roma pantheonuna yerleştirirlerken; onun özellikleri ile Roma’nın yerel bir bereket tanrıçası olan adı belli olmayan bir tanrıçanın (Bona Dea) özelliklerini birleştirmişler ve bu tanrıçanın tapınağının yerine Magna Mater (Kybele) için bir tapınak inşa etmişlerdir94(Res. 31)95. Tanrıça Magna Mater (Kybele)’in kutsal hayvanının aslan olduğu bilinmektedir; Roma döneminde de bu atribünün kullanımına devam edilmiştir(Res. 32)96. Aslanlı Kybele Heykeli M. Ö. 218- 201 yılları arası yapıldığı düşünülür. Magna Mater-Kybele burada daha önceki aktarımlarında belirtildiği gibi yüksek taret biçimindeki polosuyla, uzun pileli elbisesiyle, elinde tuttuğu bir sunu kabıyla ve aslanlarıyla tahtında oturur vaziyette betimlenmiştir. Mermerden yapılmış bu eser bir kaide ya da platform üzerinde yer almaktadır(Res. 33)97. Kybele Archigallus Rölyefi Roma Dönemine ait bir diğer Kybele aktarımı M. Ö. 2. yüzyıl ortalarında yapılmış Kybele Archigallus Rölyefidir. Eserde kompoze edilmiş antik Ana Tanrıça Kültüne dair en belirgin aksesuarlardan, buğday ve tef çalgısının farklı örneklerini görmek mümkündür. Nitekim buğday onun bereketi çağrıştırıcı sembolü, tef ise mitsel çalgısıdır. Burada ve birçok kompozisyonda işlenen tef çalgısı üzerine yapılacak diğer bir yorumu belirtmek de yarar var. Bu nesnenin, buğdayı kabuğundan ayırmaya yarayan büyük bir elek/kalbur aleti olması da olasıdır(Res. 34)98. Kybele heykeli Magna Mater bu eserde yine tahtında otururken, başında polosuyla, uzun pileli togasıyla, tasvir edilmiştir. izleyiciye göre sağ taraftaki kolunun altında, büyük bir 93 Albayrak, s. 178. 94 Albayrak, s. 183. 95 Albayrak, s. 330. 96 Albayrak, s. 333. 97 Taşdemir, s. 42. 98 Taşdemir, s. 42. 113 Taşdemir, s. 43. 50 olasılıkla mitsel çalgısı tefi ya da buğday elemeye yarayan bir elek/kalbur aleti taşımaktadır(Res. 35)113. Bithynia Nicaea Kybelesi Döneme ait farklı bir Kybele aktarımı ise Asya’nın Roma eyaleti olduğu ve kent devletlerine ayrıldığı dönemde üretilmiş Bithynia Nicaea Kybelesi’dir. Bu örnekte de Bithynia Nicaea Kybelesi diğer betimleri gibi tahtında oturur vaziyette betimlenmiştir. Her iki yanında bekleyen aslanları, izleyiciye göre sağ kolunun altında taşıdığı tefi, başındaki taret tacı ile tasvir edilmiştir. Heykel diğer arketiplerine nazaran daha küçük boyutlarda icra edilmiştir. Kybele burada da uzun, kıvrımlı ve pileli elbisesi içerisinde tasvir edilmiştir. Tacının kenarlarından omuzlarına dek dökülen bir de tülbent taşımaktadır. Eser M. S. 1. yüzyıla tarihlenmektedir. Günümüzde İstanbul Arkeoloji Müzesinde sergilenmektedir(Res. 36) 99. Magna Mater Heykeli M.S. 150 yılına tarihlenen bir başka Magna Mater Heykeli de tacından sarkan benzer bir eşarp taşımaktadır. izleyiciye göre sol yanında bir aslanı beklemektedir. Bu yapıtta, aslan diğer örneklerine nazaran başını kaldırmış bir vaziyette Magna Mater’e doğru bakmaktadır ve onun sol dizine şefkatle yaslanmıştır. izleyiciye göre sağ elinin aşağısına doğru olan kısımda ise bereketi çağrıştırıcı yabani meyvelerin bir arada olduğu salkımlar taşımaktadır(Res. 37)100. Mermer Tanrıça Heykeli Bu heykel, göğüslerinin altından kemerle bağlanan bir tünik giymiş, omuzlarından sarkan örtüsü kucağında toplanmış olan oturan bir kadını betimlemektedir. bu heykel tipinin bir Pergamon prototipinden alındığı kuşkusuzdur. Bu model, görmüş olduğumuz gibi, Palatinus'taki M.Ö. 2. yüzyıl adaklarında tanrıçanın en sık rastlanan biçimiydi ve Palatinus tapınağına konulan kült heykelinde kullanılan model de kuşkusuz buydu. Eser M. S. 1. yüzyıla tarihlenmektedir(Res. 38)116. 99 Taşdemir, s. 44. 100 Taşdemir, s. 44. 116 Roller, s. 366. 51 RESİMLER LİSTESİ Resim 1: Laussel Venüsü Resim 2: Çatalhöyük’ten oturan kadın heykelciği (Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi) 52 Resim 3: Pire’den Meter Naiskosu (Atina Milli Arkeoloji Müzesi) Resim 4: Aslanların çektiği arabasında oturan Magna Materi gösteren tunç heykel grubu (NewYork Metropolitan Sanat Müzesi) 53 Resim 5: Tanrıça Kubaba Rölyefi Resim 6: Mermer Meter Heykelciği 54 Resim 7: Roma’dan Bir Gallus Heykeli Resim 8: Roma’daki Palatinus tepesinin batı yakası planında Magna Mater tapınağının yeri. 55 Resim 9: İtalya’nın Pompeii kentinde Via Del’Abbondanze’den ele geçmiş Megalensia törenini gösteren bir duvar freski. Resim 10: Bir Taurobolium sahnesi 56 Resim 11: Midas mezarı kaya anıtı Resim 12: Tanrıça Kybele Kabartması 57 Resim 13: Aslan kaya anıtının genel görünüşü Resim 14: Aslan kaya nişinin içindeki kabartma 58 Resim 15: Çalgıcılar ve Kybele Heykeli Resim 16: Phrygia Ana Tanrıça Kabartması (Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi) 59 Resim 17: Çocuklarla birlikte gösterilen Kybele heykeli Resim 18: Phrygia Ana Tanrıça Kabartması 60 Resim 19: Sardeis’ten Artemis ve Meter Adak Kabartması Resim 20: Efes Artemis Heykeli 61 Resim 21: Meter, genç ve yaşlı tanrılarıyla (İzmir Arkeoloji Müzesi) Resim 22: Meter ve Tapınıcılar (Kopenhag Milli Müzesi) 62 Resim 23: Pergamon’dan Mermer Meter Heykeli Resim 24: Pergamon’dan Terrakotta Meter Heykelciği 63 Resim 25: Kyme’den Meter Naiskosu Resim 26: Miletos’tan Meter Naiskosu 64 Resim 27: Atina Agorasından Meter Naiskosu Resim 28: Pire’den Adak Kabartması 65 Resim 29: Pire’den Metere sunulmuş adak kabartması Resim 30: Kybele’nin Romadaki Aslanlı Tasviri 66 Resim 31: Roma Pantheonundaki Magna Mater Resim 32: Kybele ve Aslan Heykeli 67 Resim 33: Aslanlı Kybele Heykeli Resim 34: Kybele Archigallus Rölyefi 68 Resim 35: Kybele Heykeli Resim 36: Bithynia Nicaea Kybelesi 69 Resim 37: Magna Mater Heykeli Resim 38: Mermer Tanrıça Heykeli 70 KAYNAKÇA Akurgal, Ekrem. Hatti ve Hitit Uygarlığı, Net Yayınları, İstanbul, 1995. Albayrak, Canan. Anadolu’da Kybele- Attis kültü, (Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi), Gazi Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara, 2007. Anadolu Uygarlıkları, “Lydia’da Din”, http://www.anadoluuygarliklari.com/lidya/85- lidya-da-din , (22.03.2019). Ateş, Güler. “Kybele İkonografisinde Tympanon” MCBÜ Sosyal Bilimler Dergisi, Cilt:16, Sayı:1, 2018, ss. 292-318. Belli, Oktay. Anadolu Tanrıçaları, İstanbul, Promete Yayıncılık, 2001. Çapar, Ömer. Roma Tarihinde Magna Mater (Kybele) Tapımı. Demirtaş, Aras. Kybele Kültünün Geçmişten Günümüze Çağdaş Sanata Yansıması, (Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi), Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Muğla, 2016. Ergün, Özlem. Anadolu Uygarlıklarında Pişmiş Topraktan Yapılmış Kybeleler, (Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi), Dokuz Eylül Üniversitesi, Güzel Sanatlar Enstitüsü, İzmir, 2012. Erhat, Azra. Mitoloji Sözlüğü, Remzi Kitabevi, İstanbul,2007. Ersoy, Elif. “Ana Tanrıça Kültü”, http://www.anadoluaydinlanma.org/anadolu/ana_tanrica_kultu.pdf , (15.11.2018). Eskişehir Kült Envanteri, “Pessinus Ve Çevresi”, http://eskisehirkulturenvanteri.gov.tr/detay.aspx?ID=25 , (10.05.2019). Güngör, Mualla. Antik Çağda Frigya Bölgesi Ve Bölgedeki Ana Tanrıça Kültü, (Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi), Selçuk Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Konya, 2007. Hançar, Franz. Bakırçağı Küçük Asyasında Büyük Ana Kültü, Türk Tarih Kurumu, Ankara, 1945. Herodotos. Tarih, çev. Müntekim Ökmen, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2006. Hitit Anıtları-Karkamış, “Tanrıça Kubaba Rölyefi”, http://www.hittitemonuments.com/karkamis/kargamis50-t.htm , (12.12.2018). İznik, Erkan. “Galluslar ‘’, Anadolu Üniversitesi Fakültesi Dergisi 1-2, Cilt: 2, ss. 127-161. Oral, Ebru. “Anadolu’da Ana Tanrıça Kültü”, Akademik Sosyal Araştırmalar Dergisi, Cilt: 2, Sayı: 8, 2014, ss. 154-164. 71 Roller, Lynn E. Anadolu Kybele Kültü; Ana Tanrıçanın İzinde, çev. Betül Avunç, Alfa Yayınları, İstanbul,2013. Zafer, Tarık. Ortadoğu Mitolojisi, Mitoloji Tarihi Yayınları, İstanbul, 2016. 72