5. ULUSLARARASI TÜRKİYAT ARAŞTIRMALARI SEMPOZYUMU OĞUZLAR: DİLLERİ, TARİHLERİ VE KÜLTÜRLERİ YÜREĞİRLER M US TAFA A LK AN Oğuzlara bağlı Yüreğir boyunun adı, Kâşgarlı’da “Yüreğir” imlasıyla geçmiş, hayvan- larına vurdukları damganın şekli üç ok ve bir yay olarak gösterilmiştir. Bu boyun adını Kâşgarlı’dan alan Reşidüddin ve Yazıcıoğlu, Oğuz boyları listelerinde “Üreğir” imla- sıyla Üçok boyları arasında vermişlerdir. Osmanlı tahrir defterlerinde, Kaşgarlı’nın kullanımı olan “Yüreğir” adının dışında “Yürâgir” veya “Ürâgir” imlasıyla kaydedil- miştir. Bugün Türkiye’nin pek çok yerinde yer adı olarak r-l değişmesiyle “Yüregil” veya “Üregil” imlasıyla kullanılmaktadır (Sümer, 1999, s. 344). Yüreğir adının mana- sını Reşidüddin “daima iyi iş yapan ve in‘amda bulunan” olarak, Yazıcıoğlu da, Reşidüd- din’den alarak, devrin ifadesiyle “hemîşe eyülük ve ihsan edici” olarak vermiştir. Reşi- düddin ve Yazıcıoğlu’na göre Yüreğirler, Oğuzların Üçok kolunun Dağhan nesline bağlı bir boyun adıdır. Bu boyun ongunu “üçkuş”, ülüşü “sol omça” [ucayla adlu], damgası ise üç ok ve bir yaydır (Togan, 1972, s. 52). Yüreğirlerin, diğer Oğuz boylarında da olduğu gibi, bütün Türkiye’ye dağılmış olduk- ları görülmektedir. Oğuzlar-Türkmenler konusunun en önemli araştırmacısı Faruk Sümer’e göre Oğuzların büyük kısmı ilk Anadolu fetihlerine katılmayıp Sir-derya kı- yısındaki eski yurtlarında kalmıştır. Sir-derya kıyısında kalanların ahfadı olan Oğuz- lar, XII. asrın ikinci yarısında Selçuklu Sultanı Sencer’i yenip esir almışlar ve bir süre Horasan’a hâkim olmuşlardır. Bu Horasan Oğuzları, Moğol baskısıyla, XIII. asrın ba- şında Anadolu’nun doğusuna gelmişlerdi. Bunların büyük çoğunluğu da, Anadolu iç- lerine doğru ilerleyemeyip Kuzey Suriye taraflarına gitmişlerdi. Anadolu’da Moğol baskısının zayıflamasından sonra Sir-derya Oğuzlarının ahfadı -destandaki teşkilât ya- pısına uygun olarak- iki kol halinde kuzey ve güney istikametinde Anadolu içlerine doğru ilerlemişlerdir. Kuzeye doğru ilerleyenler, Bozoklu kabilelerdir ki, XIV. yüzyılın başlarında Dulkadırlı Beyliğini kurmuşlardır. Bunlardan daha kuzeye doğru ilerleyen bir kol kendi adlarını verdikleri Bozok bölgesine yerleşmişlerdir. Güney istikametinde ilerleyenlerin büyük çoğunluğu Üç-oklu denilen Türkmen grup- lar olup bunlar Memluk desteğinde Adana, Sis (Kozan), Misis (Yarpuz) ve Tarsus’u 431 MUSTAFA ALKAN fethederek Çukurova’ya hâkim olmuşlardır. İskenderun körfezinden İçel’e kadar uza- nan bölgeye Üç-oklu Türkmen gruplar iskân edilmiş, bunların başlarında da, Yüreğir- ler bulunuyordu ki, merkezi Adana olan Ramazanoğlu Beyliğini bu Oğuz boyu kur- muştur (Sümer, 1952-53, s. 330). Âşık Paşazâde, Sultan II. Bâyezid zamanındaki Osmanlı- Memlûk savaşları müâsebe- tiyle, o zaman Mısır hâkimiyetindeki Çukurova’yı, Memlûklerin Türkmenlerin elin- den nasıl gasbettiklerini şöyle rivayet etmektedir: “Ânı beyân eder kim, bu Adana, Tarsus ve Misis ve Gülek ve Alnakşın kimlerindi ve kimler fethetti ve Mısırlu bunlara neyledi? Osman Gazi’nin dedesi Süleyman Şah Gazi Rum’a gelüp Caber kal‘asının önünde ne oldu, işittin. Kim göçer evler etrafa dağıldılar. Üç-ok’un oğlu [Yüreğir] ve Kosun Var- sak ve Kara İsa ve Özer ve Gündüz ve Kuştemir ve bu altı kişi göçleriyle geldiler, Çu- kurova’ya geldiler. Yüreğir baş oldu bunlara, geldiler. Misis’i aldılar ve Tarsus’u dahi aldılar ve bu şehirlerin kâfiri Ermeni idi, bunlardan ahidle aldılar. Yüreğir öldü, oğlu Ramazan kaldı. Ramazan, Kosun’a Eserkef’i kışla verdi. Ve Gülek’de Bereme’deki Tek- furbeli’ni yaylak verdi. Kara İsa’ya Midilli’yi kışla verdi. Ve Gülek’de Tekfur Belini ve Alnakşî yaylak verdi. Ve Kuştemir’e Tarsus’u kışla verdi ve Bulgar dağın yayla verdi. [Özer’e Payas'ı, İskenderun'u kışla, Çün [Çon] Dağı'nı yaylak verdi] Ve Gün- düz’e Sis’i kışla verdi, Sis dağını yaylak verdi. Ve Ramazan kendi Adana’yı taht edindi. Ve bu bakî kalan beyler buna tâbi oldular. Yaylaların yayladılar ve kışlaların dahi kışladılar. Nice yıllar yaylaların. Kosun Varsk’ı ve Gülek kal‘asın kendüye taptırdı (tâbi kıldı), kâfirlerini içinden çıkarmadı. Kara İsâ Alnakşı taptırdılar. Kal‘adan Rama- zan Misis’i taptırdı, kâfirin kal‘adan çıkarmadı. Ramazan öldü, oğlu İbrahim kaldı ve bir nice oğlu bile. Elhâsıl bu mezkûr beyler öldüler, her biri birini tuttular ve her biri baş çekti oturdu, başlı başına beylik etti. Tâ Mısır’da Sultan Şeyh sultan olunca. O kim sultan [oldu], Özer (kitapta Üzeyr)’in bir oğlu kardaşlarinden kaçtı, Haleb’e vardı. Mı- sır sultanına haber gönderdiler kim, Özer oğlu Dâvud aydur kim; “sultanım himmet etsin, Özer ilini sultanıma alıvereyim” der deyu. Sultan, Haleb beyine emretti. Azîm leşker cem’ ettiler, Davud’la vardılar, Özer vilâyetini fethettiler, Dâvud’a verdiler. Özer ili Mısırlı elinde oldu. Vilâyet-i Özer’i bir nice bölük ettiler, subaşılık, Özer oğul- larının bakisine bahş ettiler. Andan sonra Gündüz oğluna il veriler. Gündüz, oğlanla- rından kaçtı, Mısır’a vardı. Ayas kal‘asın Mısır’a verdiler. Mısırlı içine kul kodu. An- dan sonra Ramazanlu’ya il verdiler. Ramazanlu’dan İbrahim Bey kaçtı Mısır’a vardı. Mısırlu ana leşker verdi. Geldi Adana’ya, kardaşlarını koğdu. Mısırlu kal‘asına kul kodu. Kuştemir oğlu Sis’i Mısırlıya verdi. Mısır dahi evvelki bey oğlanların tiz tiz az- lettiler ve birbirine beylik verdi rüşvetlen. Bu sebebten beyleri yoksul oldu. Âhir, Gü- lek’i kula verdiler” (Âşıkpaşazâde, 1332, ss. 225-226; Sümer, 1952, s. 331; Sümer, 1963, ss. 33-35). Faruk Sümer, Âşık Paşazâde temel kaynaklı olarak, daha sonra Neşrî ve ondan naklen Hoca Sadeddin, Solak-zâde ve Müneccimbaşı’nın bu rivayetini arşiv kayıtlarıyla doğ- rulamaktadır (Sümer, 1952-53, s. 332). Ramazan Bey’in adına tarihlerde ilk defa 1353 (H. 754) yılında rastlanılmıştır. Bu tarihte Memlûk valisi Beyboğa’nın isyanında, Memlûklere karşı, Beyboğa ile Dulkadır beyi Alâüddin Karaca’nın birlikte hareket et- 432 YÜREĞİRLER mesi üzerine, Memluk Sultanı Salih, Karaca Bey’i azlederek Dulkadır Türkmen beyli- ğini, Üç-oklu Türkmen beylerinden Ramazan Bey’e vermiştir. Arap kaynaklarında [Ki- tab-üs Sülûk ve En-Nücûm- üz-Zâhire] Ramazan Bey, “Ramazan üt- Türkmanî el- Üçokî” olarak zikredilmiştir (Uzunçarşılı, 1984, s. 177). Adana, Tarsus, Sis (Kozan), Misis (Yakapınar), Ayas (Yumurtalık), Payas ve havalisinden oluşan Çukurova’nın fethi Memlûk ordusu destekli olarak, Ramazan Bey ve oğlu Sârımüddin İbrahim Bey zamanlarında gerçekleşmiştir. İbrahim Bey, Adana Merkez olmak üzere Memlûklere bağlı Ramazanoğulları beyliğini kurmuştur (Uzunçarşılı, 1984, s. 177). Yüreğirli Ra- mazan ailesi, Adana merkez ve onun güneyinde kalan halen Yüreğir adıyla bilinen araziyi kendilerine ayırmış, Çukurova’nın diğer bölgelerini kendilerine bağlı Üç-oklu Özer, Kara İsa, Kuştemir ve Kosun gibi kabile reislerine vermiştir. Buna göre Payas’ın (İskenderun’un) yukarı kısmını Özer’e; Misis (Yakapınar) Gündüz’e; Misis ile bu- günkü Osmaniye arasındaki ve tarihen Kınık olarak bilinen bölge Kınık aşiretine, Adana’nın kuzey kısmı ile Sis’in güneyindeki bölgeyi Kara İsa’ya; Tarsus’un Kuzey ve doğu tarafları Kuştemir’e; Tarsus’un kuzey kısmını da Kosun’a; Tarsus’tan Bulgar da- ğına kadar uzanan toprakları da Ulaş Bey’e vermiştir. Bu taksimatın izlerini Osmanlı arşiv kayıtları doğrulamaktadır. Faruk Sümer’e göre, Çukurova “Adana bölgesi başında Yüreğir Beyinin bulunduğu Üç-oklu Türkmen asilzâdeleri ta- rafından bir taksimata uğramıştı. Her beyin hissesine düşen arazi, onun yurdu sayıl- mıştır. Beyler bu yurtlarında kabileleri, halkları ile birlikte ikamet ederek arazilerinin dağlık kısımlarını yaylak, düz ve münhad yerlerini de kışlak olarak ittihaz etmişlerdir. Ramazanlı ilinin birinci derecedeki bu büyük asilzâdesinden sonra ikinci ve hatta üçüncü derecede olan beyler geliyordu ki, bunların mühim bir kısmı, birincilerin yakın akrabaları idiler. Ramazan ilini meydana getiren ve Oğuzlar’da olduğu gibi boy adını taşıyan teşekküller, oymaklara (tâife) ve bunlar da daha küçük şubelere (cemaât) ayrıl- mıştır. Bu oymakların başında asıl boy beylerinin akrabaları, bunun şubeleri olan ve Osmanlı devrinde cemâat tesmiye edilen teşekküllerin başında kethüdalar vardı. Gerek bu oymakların ve gerek ona tâbi olan cemâatların ancak müşterek yaylak ve kışlak top- raklara sahib oldukları görülm[üştür]”. Sümer, Ramazan ulusunun bu teşekkülünü tarihteki “feodal Oğuz cemiyetinin, tam ve güzel bir örneği olarak nitelemektedir (Sümer, 1952-53, s. 332). Yukarıda tasvir edi- len Üç-oklu Türkmenlere (Ramazan ulusuna) bağlı olarak Çukurova’ya yerleşen kabi- leler, Kuştemirlü, Karaisalu, Hacılu, Dündarlu gibi kendilerini idare etmiş beylerinin adlarıyla anılmış oldukları gibi, bu beylerin yurtları Kosun, Ulaş, Karaisalu, Hacılı, Dündarlu, Bulgarlu gibi yer ismi olarak veya Yüreğir, Kınık ve Bulgarlu gibi kabilele- rinin adlarıyla anılmışlardır (Sümer, 1952- 53, s. 333). Arap kaynaklarından Kitab us- Sulûk’da, Memlûklere tâbi olarak Ramazanoğlu Beyliğinin kurucusu olan Sârımüddin İbrahim Bey’in 1383 yılında (H. 783) Memlûklere karşı ayaklanması üzerine, Memlûklerin Haleb naibi Emîr Yelboğa’nın İbrahim Bey üzerine yürüyüşü sırasında, Emir Yelboğa’nın ordusunun Ceyhan’ı geçip Sis’e doğru giderken Yüreğirlerden bir zümreyle karşılaştığını, Yüreğirleri yenerek, onlardan çok ganimet elde ettiğini, Memlûk ordusunun, “kesif ormanlarla örtülü dağlık ve sarp bir arazi olan” Saruçam mıntıkasında yeniden karşılaşarak Yüreğirlere karşı ağır bir mağlubiyet yaşadıklarını yazmaktadırlar (Sümer, 1952-53: 333). Adana’da Yüreğir adı, bir nâhiye [Nahiye-i Yü- reğir der Livâ-i Adana] idarî birimi olarak, imparatorluğun sonuna kadar sürmüştür 433 MUSTAFA ALKAN (TD. 969, ss. 4 96; TD. 254, ss. 12, 56; TKA. TD. 114, vr. 23b). Yüreğir nâhiyesi, Adana’nın güneyinde Seyhan ve Ceyhan nehirleri arasında olup Akdeniz’e kadar uza- nan coğrafî bölgeyi kapsamaktadır. XVI. asırda burada yerleşim yeri olmayıp mezra- alar ve mezraaları ekmekte olan cemaatler kayıtlıdır (Kurt, 1992, ss. 38-39). Adana dı- şında Yüreğir adıyla, Trabzon sancağına bağlı Kürtün kazası dâhilinde bir mıntıka nâhiye olarak kayıtlıdır. Trabzon bölgesinin fethi ve iskânı sırasında oldukça önemli bir Yüreğirli kitlesi bu gölgeye yerleştirilmiş olmalıdır (Sümer, 1952-53, s. 334). Yüre- ğirli oymak adına, Dulkadırlı ulusu ile Halep Türkmenleri arasında rastlanılmıştır (Sü- mer, 1999, ss. 345-346). Yüreğir (veya Üreğir) yer adı olarak; Adana ve Trabzon san- caklarında birer nâhiye, Ayıntab, Karesi, Kayseri, Kangırı ve Kütahya sancaklarında bi- rer köy, Amasya, Bozok, Canik, Karahisar-ı Sahib, Menteşe, Sultanönü ve Teke sancak- larında ikişer köy, Karahisar-ı Şarkî ve Sivas’ta üçer köy, Ankara ve Hamid sancakla- rında dörder köy, Kastamonu sancağında altı köy, Bozok, Divriği ve Malatya sancakla- rında birer ekinlik, Teke sancağında da iki ekinlik bulunmaktadır. XVI. asır tahrirlerinde Yüreğir (veya Üreğir) imlasıyla yazılı 44 yer adı tespit edilmiştir. Bu yer adlarından 38 köyde toplam 1381 vergi nüfusunun kayıtlı olduğu görülmüştür (Sümer, 1999, s. 422). XVI. asırda tespit edilen söz konusu bu kırk dört yer adı, günümüze doğru aza- larak gelmiş, nihayet dokuza düştüğü tespit edilmiştir. “Osmanlı’dan Günümüze Yer Adları” adlı bir inceleme yapan Mübahat S. Kütükoğlu’nun da kaynaklarından (Kü- tükoğlu, 2012, ss. 149-154) birisini teşkil eden “Köylerimiz” adlı 1933, 1946, 1968 ve 1981 yıllarında yayınlanan çalışmalardan hareketle, 1981 yılına Türkiye’de Yüreğir adı “Üreğil” imlasıyla Ankara- Beypazarı’na tâbi Uruş bucağına, Bursa- Orhangazi’ye ve Sivas- Hafik’e bağlı birer köy adı, “Yüreğil” imlasıyla da Afyon- Dazkırı ve Emirdağ kazalarına, Balıkesir- Sındırgı’ya, Burdur- Bucak’ın Kızılkaya bucağına, Denizli- Acı- payam ilçesi ile Kayseri- Güneşli bucağına bağlı birer köy adı [9 birim] ulaşmıştır (Köy- lerimiz, 1982, ss. 544, 598). Köylerimiz adlı çalışmanın 1933 yılı yayınında Sivas’ın Şar- kışla kazasına bağlı Yüreğil-i Kebir ve Yüreğir-i Sağir köyleri kayıtlıdır (Köylerimiz, 1933, ss. 796-97). İçişleri Bakanlığı tarafından yayınlanan “Köylerimiz” adlı kitaplarda geçen “Üreğil” veya “Yüreğil” adlı köylerin, internetin arama motorlarından “Google” vasıtasıyla 18.06.2014 tarihinde yaptığımız araştırmada söz konusu köylerin gönünüze ulaştığı görülmüştür. XVI. asırda, 1519-1521 yıllarında tutulan ilk tahrirlerden itibaren oluşturulan bir idarî birim olarak Yüreğir nahiyesi, daha çok cemaatlerin yerleştiği (Kurt, 2005, ss. XLVI). bir idarî birim olarak XIX. asrın ikinci yarısına kadar (C.ML, 484/19764; BCA. Fon: 30.11.1.0/ 319.22.6, sayı: 3460; Alkan, 2005, ss. 253-66) coğrafî bir yer adı (ova) olarak varlığını korumuştur (BCA, 30.11.1.0/ 319.22.6, sayı: 3460). Yüre- ğir, 1986 yılında [05.06.1986 tarih ve 3306 sayılı kanunla] ilçe olmuş, hâlen Adana’nın merkez ilçesi olarak adını ve idarî varlığını sürdürmektedir (www.yuregir.gov.tr/ida- riyapi.htm). Tahrir defterlerine göre XVI. asrın sonlarında Anadolu’da rastlanan Yüreğirli söz ko- nusu 44 yer isminin izahı şöyle olmalıdır. Yüreğirler, Moğol akınları devrinde, Moğol- ların baskısıyla Anadolu’nun doğusuna gelip, buradan Selçuklu tahkimatındaki Ana- dolu içlerine doğru ilerleyemeyip, Kuzey Suriye taraflarına gitmişlerdi. Anadolu üze- rinden Moğol baskısının kalkmasından sonra Kuzey Suriye’den Maraş, Elbistan ve Malatya istikametine doğru yayılmışlardır. Dulkadırlı sahasından Ramazanlu Üçok- larının Adana ve çevresine gidişleri açıktır (Sümer, 1999, ss. 194-196). Çukurova hav- 434 YÜREĞİRLER zasından da bazı Yüreğir gruplarının Teke ve Menteşe sancaklarına gitmiş olabilecek- lerini kabul etmek gerekir. Nitekim Anadolu Selçuklu Devleti’nin Emîr-i Sevâhili Men- teşe Bey ve ona bağlı bazı Türkmen grupların, geldikleri bölge ile ilgili iddialardan birisinin İskenderun, Adana ve Antalya havzası olduğu kabul edilmektedir (Wittek, 1986, ss. 29-32) ki, Yüreğir nüfusunun en kalabalık gruplarından birisi Menteşe sanca- ğında kayıtlıdır (TD. 47, ss. 15, 279-280). Halep, Maraş ve Malatya sancaklarında olan bazı Yüreğirlerin, yaylakları mesabesindeki Kayseri, Sivas, Karahisar-ı Şarkî ve Bozok sancaklarına doğru yayılışları anlaşılır bir durumdur. Trabzon sancağındaki Yüreğir- lerin, bölgenin fethi sırasında iskân edilişleri yukarıda belirtilmişti (TD. 288, ss. 604- 605). Ankara, Kastamonu, Karahisar-ı Sahip Sultanönü ve Kütahya sancaklarındaki Yüreğirli izlerini ise, Faruk Sümer’in Babaî ayaklanması ve Kösedağ Savaşı sürecinde Oğuz boy teşkilâtının dağılmış olduğu görüşünden hareketle (Sümer, 1999, ss. 221- 228), ana kütleden kopanların uzantıları olarak bakmak gerekir. Hakeza Karaman, Germiyan, Saruhan ve Osmanlı Türkmen aşiretlerinin batı Anadolu’ya geçişlerinin bu süreçte olduğu bilinmektedir. Sonuç olarak, Osmanlı Devleti, merkeziyetçi siyaseti gereği konar- göçer bir hayat ya- şayan ve il veya ulus adı verilen Oğuz-Türkmen gruplarını boy, aşiret, cemaat, oymak, mahalle, oba şeklinde bir idarî yapılanmaya tâbi tutmuştur. Her boyun başında bir boy beyinin (bey), her aşiretin başında bir aşiret beyinin (mir-i aşiret), daha alt grupla- rın başında da kethüda denilen görevlilerin bulunduğu bilinmektedir. Bu teşkilat- lanma, konar- göçer grupların, zamanla kendi grup görevlilerinin adıyla anılmaya başlaması, tahrir defterlerine bu görevli isimleriyle kaydedilmesi dolayısıyla, Oğuz boylarının adları unutulmuştur. Yüreğirlerin, Oğuzların en kalabalık boylarından biri olduğu kitabî kaynaklara yansımasına rağmen, Dulkadırlı, Halep, Maraş, Şam, Taş- köprü, Teke gibi bazı Türkmen (veya Yörük) gruplar arasında ancak “Topraklı, Dur- sunlu, Orhanlu, Sakallu, Yalıca Şeyh oğulları, Ali Kocalı, Yamanlu, Kayurlu ve Başı karalı” (Sümer, 1952-53, s. 334) gibi sınırlı sayıda alt grupları tespit edilebilmiştir. Bu cümle- den olarak Oğuz boylarının Anadolu’daki yerleşim yerlerini, nüfus hareketlerini, sos- yal ve ekonomik hayatlarını bütün açıklığıyla takip etme imkânı yoktur denilebilir. Yusuf Halaçoğlu’nun Anadolu’da Aşiretler, Cemaatler, Oymaklar (1453-1650), (TTK, An- kara 2011) adlı belgelerin sistematik neşri niteliğindeki altı ciltlik çalışmasında aşiret- ler, cemaatler ve oymaklar 24 Oğuz boyuna bağlanmıştır. Oysa çalışmada temel kay- nak olarak kullanılan tahrir defterleri, aşiret, cemaat ve oymakların -binde bir istisna- hangi Oğuz boyuna mensup olduklarını vermemektedir. O halde buradaki problem, izaha muhtaçtır. Bununla birlikte çalışmanın sonuna konulan haritaya göre Yüreğirler, Türkiye’de Adana, Tarsus, Niğde ve Maraş havzasına çok yoğun olarak, diğer bölge- lere de daha seyrek olarak yerleştikleri şeklinde gösterilmiştir. Osmanlı arşiv vesika- larında, “Yüreğir aşireti” ile ilgili bir iki istisna dışında belge yoktur. Arşivlerde daha çok Adana’nın “Yüreğir nahiyesi” ile ilgili idari ve mâli kayıtlar yer almaktadır (kata- log.devletarsivleri.gov.tr). Bu durum, Oğuz boyları üzerine monografik çalışma yap- manın hala ne derece zor bir iş olduğunu göstermektedir. 435 MUSTAFA ALKAN KAYNAKÇA Arşiv Kaynakları Başbakanlı Osmanlı Arşivi Tahrir Defterleri (TD.) TD. 969 (1525) TD. 47 (II. Bayezid devri). TD. 254 (1547). TD. 288 (1553-54). Müstakil Belge C.ML [29.B.1260], 484/ 19764. Tapu - Kadastro Genel Müdürlüğü Kuyûd-ı Kadime Arşivi TKA. TD. 114 (1572). Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi BCA. [21.5.1966], Fon: 30.11.1.0/ 319.22.6, Sayı: 3460. BCA. [21.5.1966], Fon: 30.11.1.0/ 319.22.6, Sayı: 3460. Araştırma ve İncelemeler Alkan, M. (2005). “Adana’nın İdarî Yapısı”, EKEV Akademi Dergisi, Sayı: 24. Âşıkpaşazâde, (1332). Âşık Paşazâde Tarihi, İstanbul, Matbaa-i Âmire, Kurt, Y. (1992). XVI. Yüzyılda Adana Tarihi, Hacettepe Üniversitesi, Ankara, Sosyal Bi- limler Enstitüsü, Yayımlanmamış Doktora Tezi. Kurt, Y. (2005). Çukurova Tarihinin Kaynakları, III [1572 Tarihli Adana Sancağı Mufassal Tahrir Defteri], TTK, Ankara. Kütükoğlu, M. S. (2012), “Osmanlı’dan Günümüze Yer Adları”, Belleten, LXXVI, Sayı: 275. Sümer, F. (999). Oğuzlar (Türkmenler), İstanbul, Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı. Sümer, F. (1952-53). “Bayındır, Peçenek ve Yüreğirler”, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih- Coğrafya Fakültesi Dergisi, X-XI, Sayı: 1-4. Sümer, F. (1963). “Çukurova Tarihine Dair Araştırmalar”, Tarih Araştırmaları Dergisi, c. 1, Sayı: 1. Togan, A. Z. V. (1972). Oğuz Destanı -Reşideddin Oğuznâmesi, Tercüme ve Tahlili, İstan- bul, Ahmet Sait Matbaası. Uzunçarşılı, İ. H. (1984). Anadolu Beylikleri ve Akkoyunlu, Karakoyunlu Devleri, (3. Baskı) Ankara, Türk Tarih Kurumu Basımevi. Wittek, P. (1986). Menteşe Beyliği, (Türkçeye Çeviren: O. Ş. Gökyay), Ankara, Türk Ta- rih Kurumu Basımevi. Köylerimiz, (1982). Ankara, İçişleri Bakanlığı Yayını. Köylerimiz, (1933). İstanbul, İstanbul Matbaacılık ve Neşriyat. www.yuregir.gov.tr/idariyapi.htm (18.06.2014). http://katalog.devletarsivleri.gov.tr/osmanli/arsiv.aspx (20.6.2014) 436 HACETTEPE ÜNİVERSİTESİ TÜRKİYAT ARAŞTIRMALARI ENSTİTÜSÜ YAYINLARI O ĞUZLAR: D İLLERİ, T ARİHLERİ VE K ÜLTÜRLERİ 5. U LUSLARARASI T ÜRKİYAT A RAŞTIRMALARI S EMPOZYUMU B İLDİRİLERİ EDİTÖRLER TUFAN GÜNDÜZ MİKAİL CENGİZ ANKARA / 2015 Sempozyum Düzenleme Komitesi Prof.Dr. Tufan GÜNDÜZ Hacettepe Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Prof.Dr. Yunus KOÇ Hacettepe Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Prof.Dr. Mehmet ÖLMEZ Yıldız Teknik Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Doç.Dr. Cahit GELEKÇİ Hacettepe Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Doç.Dr. Bülent GÜL Hacettepe Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Araş.Gör. Mikail CENGİZ Hacettepe Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Araş.Gör. Tevfik Orçun ÖZGÜN Hacettepe Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Araş.Gör. Meral UÇMAZ Hacettepe Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Araş.Gör. Gülhan YAMAN Hacettepe Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü ISBN: 978-975-491-405-4 Baskı Hacettepe Üniversitesi tarafından Hacettepe Üniversitesi Basımevine 500 adet bastırılmıştır. Adres Hacettepe Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Beytepe, 06532 Ankara-TÜRKİYE Tel: +90 312 297 67 71, Belgeç: +90 312 297 71 71 E-posta:
[email protected]
US